
RSS Kitap olarak 3 gün önce Formspring takipçilerimize bir soru yönelttik. Sosyal Medya’nın nabzının attığı Facebook, Twitter, Friendfeed ve Google Buzz üzerinden de yayılan sorumuz geniş bir kitleye ulaştı.
Sorumuz
“Bir kitap eleştirisinde neler olmasını beklersiniz?”
Amaç
Kitap blogu olarak Sosyal Medya’yı aktif olarak kullanıp, nabzını ölçmek, çeşitli etkileşimler oluşturmak temel amacım. Bunun yanında internette faydalı bir şeyler olduğunu, Sosyal Medya kavramının gücünü göstermek de sonucunda hedeflediğim ögeler.
Beni, gelecekteki eleştirilerimi etkileyen bu cevaplar ile Sosyal Medya’daki aktif kitlenin ‘kitap eleştirisi’ hakkında düşüncelerini rahatlıkla öğrenebiliyoruz. Ayrıntılı bir makale yazmak yerine yorumları size bırakmak istiyorum. Çünkü bu sizin devriniz, web 2.0 üstüne bir şeyler koyarak daha da öznel bir dünyaya yolculuk yapıyoruz, web 3.0′a. Bu sefer söyleyebilmekten öte, söylediklerinizin dinlendiğini bilmenizi isterim.
İşte yanıtlar; (daha fazla…)

- Twitter’da 50.000 takipçimize ulaştık, şerefine Paulo Coelho, Küçük İskender, Zülfü Livaneli veİskender Pala’dan imzalı kitap hediye ettik. http://twitter.com/rsskitap
- Kent TV’de Gülşah Elikbank’ın Kitap Kolik adlı programında RSS Kitap tanıtıldı :) Kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. http://tinyurl.com/3lgn93g
- Bilişim Yıldızları yarışmasında RSS Kitap ile e-blog kategorisinde ödül aldık. Ödül töreni Kadir Has Üniersitesi, İstanbul’da gerçekleşti. Bahşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay YALÇIN ödülü takdim ederken… http://tinyurl.com/rsskitapizlesene
- Google+ sayfamız açıldı. Çevrenize eklediniz mi? :) http://goo.gl/JvoHS
- SosyalSorumluluğum.com projesi olan ’1 Kitap Da Benden’ projesini destekleyenler arasında yer aldık.
- Facebook sayfamızda 1.000 kişi olduk. http://www.facebook.com/rsskitap
- Temmuz 2011′den beri RSS Kitap’a hiçbir yazı eklememişim. Bunun çeşitli bahaneleri var fakat söylemek istediğim gidişatın değişeceği ve daha aktif olarak bloglamaya devam edeceğimdir.
Bu yazı ‘Derkenar‘ adlı yazı dizisi içersinde yer almaktadır.

01 doğumlu, 03 mezunu, 33 oturuşlu, 34 delisi, 26 Donas hastası (bilen bilir), 06 gezgini. Japon sevdalısı. Kalbi ve mantığı ne derse o. İletişim: uhkut9@gmail.com
Dirik ve Lirik ve Dinginlik: Haiku

Haiku
“Gemliğe doğru / denizi göreceksin; / sakın şaşırma” Orhan Veli
Size sadece 3 mısra, her bir mısrada sırasıyla 5, 7 ve 5 hece -toplamda 17 hece- kullanma hakkı verseler ve bunlarla başlı başına bir dünya yaratmanızı isteseler, tepkiniz ne olurdu? “Üç mısrayla ben ne yazabilirim” diye baştan pes etmezdiniz değil mi, yoksa eder miydiniz? = ) Zira tek bir gökyüzünden milyonlarca yıldız üstümüze yağmaktayken üç mısrayla binlerce duygu harmonisi yaratmanın sizi zorlayacağını sanmıyorum hehe. Çekinmeyin canım, bunun adına Haiku der, Japonlar. Aslında Haiku, üç dizeden oluşan kısa bir şiir türü olmasına rağmen edebiyatta en yalın duygularınızı yansıtılabileceğiniz bir tür. Ya da okuduklarım bana bunları hissettiriyor. Eminim ki siz de bu yazı sonunda Haiku’nun çekiciliğine kapılıp yüzlerce Haiku yazma isteği duyacaksınız.
Haiku hakkında birkaç teknik açıklama verelim: Haiku oldukça kısa ve haikuda kullanılan malzemeler az.
(daha fazla…)

Türkiye’de İnternet Oscarları diye bilinen 9. Altın Örümcek Web Ödülleri’nde Blog kategorisinde RSS Kitap finalist oldu.
Kitapların sansürlendiği, kitapçıların korsana yenik düştüğü böylesine bir günde RSS Kitap ile Altın Örümcek Blog finalisti olabilmek gurur verici. Destekleyen herkese teşekkür ederim!
Sonuçlar 50 kişilik jüri tarafından belirlendi. 9. Altın Örümcek’in kazanını ise Ntvmsnbc oldu. Blog kategorisinde Hippi Kız birinci oldu. Ödül alanlar arasında Ülker, T. Garanti Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Finansbank, TTnet, Microsoft, Türk Ekonomi Bankası, Turkcell, Digiturk, Biletix, THY, Hepsi Burada, Hürriyet, Doğuş Yayın Grubu, Kariyer.net, Eczacıbaşı Holding, Efes Pilsen, Aselsan, Volkswagen, Fiat, IKEA, Greenpeace, WWF ve Superonline yer alıyor.
Paulo Coelho ‘yu esrarengiz ustası J. ‘nin tavsiyesi ile Rusya’ya savuran ‘Kendi krallığını arayış’ yolculuğundan arta kalanlar, kendi ruhuna doğru yürüyüp bambaşka bir insan olma hikayesi ‘Elif’ kitabı. Işık çemberi, esrarengiz olaylar, ruhların geçmişe dönüşleri, keman virtüözü olan Türk kızı Hilâl ile karşılaşmak, Elif noktası, kavramı, hissedilişi…
Coelho ‘nun diğer kitaplarından farklı olarak romanın başkahramanı kendisidir ‘Elif’te. Reenkarnasyon, büyü, sihir gibi kavramlara yazarın diğer kitaplarından aşinaydık, bunlar ‘Elif’te de karşımıza çıkıyor. Ama bu sefer bir eksik olduğu da hemen hissediliyor. Bence bunun nedeni, yazarın Simyacı gibi diğer kitaplarını da okuyan kişiler bahsedilen tüm olağanüstü olayların sadece birer simge hatta imge olduğunu kabul edip, kendi hayatlarında birer karşılığını belirleyerek çeşitli dersler çıkarmaları, ‘Elif’e geldiğimizde ise kabul edilen tüm bu imgelerin Paulo Coelho’nun gerçeği olduğunu farkedip böyle bir noktada geri adım atmalarıdır, benim gibi.
Senin de bizzat gördüğün gibi Elif anlatılamaz. Fakat büyü geleneğinde Elif iki şekilde tarif edilir. Birinci tarife göre geçmişe ve bugüne ait küçüklü büyüklü bütün noktaları içine alan Kâinat’ta bir noktadır. Trende de olduğu gibi bu Elif’i ekseriyetle tesadüfen keşfederiz. Bu olayın gerçekleşmesi için kişinin -ya da kişilerin- o noktayla aynı yerde bulunması gerekir. Bu yere Küçük Elif diyoruz.
Her kitabın yazarı aracılığıyla paylaşmak istediği vardır. Benim ilgilendiğim anlatılanın bana kazandırdığı. Portobello Cadısı ile karşılaştığımda Elif’in bana öylesine az etkisi oldu ki. Elbette Paulo Coelho’nun olayları basitleştirip, kulağa güzel gelen aforizma mahiyetindeki sözleri her sayfada var. Fakat düşünün, istediğiniz bu mu? Arkası boş, ünlü bir yazarın size bir şey katmayan popüler kitabı mı? Samimiyetinden her satırda şüphelendiğim, sonunda “sakın evde denemeyin” anlamında bir not ile kapanış yapan kitap mı aradığınız? Her şeyi bir kenara bırakırsak kitapta edebiyat anlamında karşılaştığınız herangi bir şey var mı?
Büyük Elif, aralarında çok güçlü bir bağ bulunan sahip iki veya daha fazla kişinin tesadüfen Küçük Elif’te bir araya gelmesiyle zuhur eder. İki farklı enerki birbirini tamamlayarak zincirleme bir tepkimeye yok açar. Bu iki enerji…
“Kitaptakilerin %90 lık kısmını yaşadım.” diyen Paulo Coelho’ya da hakkını vermek gerekiyor, yaşadın, etkilendin, roman değeri, anlatılma değeri gördün ve yazdın sayın yazar. Tüm olumsuz eleştirimin yanında eğer kitapta anlatılan, benim görüp de daha önce karşılaşmadığım, bana katacak değeri olan bir mesaj varsa ve ben göremiyorsam diye aklıma bir söz geldi bu satırları yazarken. “İnanç görmediğimize inanmaktır. Bunun mükafatı da inandığımızı görmektir.” St. Augustinus
…fener lambalarını yakan, pillerin içindeki zıt kutuplardır ve ışığın yanmasını sağlarlar. Çekim gücüyle yakınlaşarak çarpışan iki gezegendir onlar. Eski, .ok eski zamanlardan beri tanışan iki âşıktır. İkinci alem, Kader tarafından özel bir görev için seçilen iki kişinin doğru yerde karşılaşmasıyla tesadüfen ortaya çıkabilir.
Hilal karakterini yazarın Türk seçmesini de anlamış değilim, Türk kelimesi birkaç yerde vurgulansa da herangi bir satırda karakterin hareketlerinde bizden bir şey göremedim. Can Yayınları’nı başarılı pazarlaması, Portekizce’den sonra ilk olarak Türkçe baskısının çıkması, Paulo Coelho’nun İstanbul’da kitap ile ilgili özel bir davet vermesi konusunda attıkları adımlar, kapağın milliyetçi duyguları hareketlendirecek kırmızı beyaz tonlarda olmasına ek arka kapağında Türk Bayrağı’nda olduğu gibi ayyıldız hilal (Kitaptaki ‘Hilal’ karakterin gerçek hayattaki adı değildir, bu da ayrı bir taktik)’in olması gibi çeşitli taktiklerle kitabı bu seviye getirdiği için tebrik ederim.
Ek Not: Belirtmeyi unutmuşum. Saadet Özen’in çevirileri ile kitabın bir nebze canlandığını, kendisini tebrik ettiğimi eklemek istedim. Kimi cümleler öylesine gediğine oturan, kök Türkçe’den, rahat anlaşılır, örnek teşkil edecek kadar güzel deyimlerle kullanılmış cinsten ki eklemeden geçilemezdi. Saadet Özen’e tekrar üstün emeğinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Paulo Coelho , Çeviren: Saadet Özen || Liste Fiyatı: 20,00 TL. || CAN YAYINLARI || Yayın Yılı: 2011 || İthal Kağıt ||13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9750712913
Yazarların rutin işleri vardır, düzenli olarak herangi bir konuda yazmak gibi. Elbette biranda ilham ile eserini oluşturanların istisna oluşunu da hesaba katmak lazım fakat mizah adına formda kalmak gerçekten önemli. Kendi edebiyatımızda Ferhan Şensoy, Haldun Taner gibi usta isimlerin düzenli olarak yazdığını biliyoruz. Benim tahminim Woody Allen’ın ‘Eğrisi Doğrusu’ adlı kitabı böyle bir formda kalma eseri. Woody Allen‘ın ne kadar değerli olduğunu belirtmeye hiç gerek duymadan yazıma başlıyorum. “İyi vakit geçirin, o kadarı yeter.” sözü bu kitap için kilit, belirli bir amacı olmadan, ‘gelişigüzel’ halde yazılmış, The New Yorker dergisinde yayımlanmış 17 metinden oluşan, rahat bir absürt mizah örneği kitap.
Sırf Anarşi (Mere Anarchy), Yan Etkiler (Side Effects) ve Tüysüz (Without Feathers) ‘dan sonra Eğrisi Doğrusu’nu (Getting Even) da yayınlayan Siren Yayınları bir tebriği hakediyor. Eğrisi Doğrusu en komiği olarak kabul edilmiş birçok kişi tarafından. Açıkcası ‘çamaşırhane listeleri’ yayıncısını anlatan, Metterling’in Listeleri ciddi anlamda dahiyane bir mizah anlayışına sahip, ironileri her bölümde yakalayıp ustaca hikaye haline getirmesi, akıcı bir dili, rahat okunurluğu çok önemli. Ayrıca entellüktüel bir birikimi olmayan kimse ciddi anlamda kitaba yabancı kalacaktır, bu yüzden çeşitli aforizmaları rahatlıkla kitapta görebilirsiniz. Fakat yaptığı benzetmelerde kullandığı kişiler, esprilerin benim açımdan kimi zaman komik olmaması da söylemeden geçmemem gereken şeyler.
Sokrates intihar etmişti -ya da bize söylenen buydu. İsa öldürülmüştü. Nietzsche kafayı sıyırmıştı. Eğer yukarıda biri varsa, emindim ki kimsenin bunu bilmesini istemiyordu.
Kitap hakkında aklıma kazınan birkaç şey var. İlki etnik mizah. Çeşitli bölümlerde defalarca kimi etnik ırklara, dinlere direk olarak hiciv söz konusu. Woody Allen’da etnik mizahı -doğru bir tanım mı affedin, bilmiyorum- ciddiye almak komik duruma düşmektir, bu konuda söz söylemeden önce bir defa daha düşünmeniz doğru olur çünkü en çok dalga geçtiği konu olan Yahudilik ve Woody Allen da Yahudi. Diğer öge ise ‘Tanrı’ kavramı. Woody Allen’ın Tanrı konusunda ya ciddi şüpheleri, çekememezlikleri, laf atma gereksinimi, bir yarası var ya da ‘Tanrı’ üzerinde yapabileceği esprileri oldukça çok ki kullanabileceği her yerde kullanıyor. Okuyan herkesin dikkatini çekecek bir nokta bu.
Woody Allen’ı Whatever Works, Vicky Cristina Barcelona gibi filmleri ile sevdim ben. Yan Etkiler‘da da belirttiğim gibi ya kültür farkının dayanılmaz etkisi bu karşıma çıkan ya da kendisini sadece sinemada sevmem. Edebiyatta biraz yabancıyım sözlerine.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Woody Allen , Çeviren: Garo Kargıcı || Liste Fiyatı: 14,00 TL. || Siren Yayınları || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt ||13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:6055903244
Önbaskıdan imzalı bir şekilde okuduğum Lüsyen hakkında yazma fırsatını şimdi bulabildim. Nâmık Kemal’in “Hamid! Sana kendi adından daha yüksek bir hitap bulamadım!” dediği yaşadığı dönemde en büyük şair olarak kabul edilen, Makber’i şairi, Şair-i Âzam, 60. yaşındaki Abdülhak Hámid ile Belçikalı bir genç hanım olan Lüsyen’in aşk hikayesi bu.
Abdülhak Hámid tarafından yayınlanan Lüsyen’in mektupları ve çeşitli yan kaynaklarla oluşturulan eserin diğer bir yüzü olan Hámid’in mektupları kayıp. Can Dündar’ın “Lüsyen’in arşivi gelirse kitabı baştan yazacağım.” sözü, bu konuda ne kadar perişan halde olduğuna dair bir kanıt olsa gerek.
Kitap hakkında çevreme dönüp baktığımda oldukça kötü sözler görüyorum. Kimisi büyük küçük ilişkisi hakkında sözler sarf ediyor, kimisi de yazara karşı önyargılar. Geçmişte ‘yaşlı erkek genç sevgili’ barındıran Başucumda Müzik gibi olağanüstü Türkçe eserler varken böylesine bir tarihi gerçeği gözler önüne sermeye karşı yapılan eleştirilerin sahiplerini korkaklıkla suçlarım. Açıkcası muhafazakarlıktan hiçbir şekilde ödün vermeyerek belgesel niteliğinde bir roman yazılmış olması gerçekten çok önemli ve taktire değer. Yazar eğer isteseydi tarihi boşlukları postmodern bir şekilde ele alarak kendince ayrıntılarla doldurarak bize istediği mesajla birlikte sunabilirdi. Elbette kimi gerçeklerden sonra buna da ihtiyacımız var fakat Can Dündar’ın yaptığının zor olan olduğunu söylemekte haksız sayılmam.
Atatürk’ün sert çıkışlarıyla, Türkçe için yerinde attığı adımlar ve stratejik hareketlerini böylesine net gördüğüm başka bir eser yok. Birçok kişi “bir çağ yangınının tam ortasında yaşanmış inanılmaz bir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor eseri, ne kadar da haklılar! Tarihe Gizlenmiş Bir Aşkın Hikayesi’nin daha ortaya çıkabilmesi ne kadar güzel, aşkı yücelten bir olay.
Lüsyen’in saf aşkının içinde de çıkar, gelecek korkusu, istikbal arayışı, kendini garanti altına alma ve bir baba arayışı var. Bütün bu herc-ü merce aslında aşk diyoruz.
Devletin ve bir adamın iktidarsızlaşma serüveni olan kitapta Atatürk, Tevfik Fikret, İnönü, Nâzım Hikmet, Mehmed Âkif, Victor Huga, Oscar Wilde, Namık Kemal gibi devrin ağır taşlarıyla da karşılacaksınız. Sizi ara ara selamlayan fotoğrafların yanında başta Şair-i Âzam olmak üzere bu şahşiyetleri de yakından tanıma imkanı bulacaksınız.
Bu şaşalı günlerin ardından, kader kendisine bir mezar taşını bile çok gördü. Lüsyen’in, Zincirlikuyu’daki kabrine mezar taşı yaptırmak için özel izin aldım, zira birinci derece yakınları dışındakilerin böyle bir hakkı yokmuş. Mezar taşını Şubat gibi yaptırmayı planlıyoruz. Bunu Lüsyen’e borçlu olduğumu düşünüyorum.
Can Dündar
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Can Dündar || Liste Fiyatı: 28,50 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt ||12,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9750712333
- Kitap eleştirisi Per, May 5, 2011
- 2 Yorum
- The Playbook Paz, May 22, 2011
- 1 Yorum
- Yol Hali Paz, May 22, 2011
- Yorum Yok
- Saatleri Ayarlama Enstitüsü Paz, May 22, 2011
- Yorum Yok
- Romance. Per, May 5, 2011
- 2 Yorum
- Ölüm Beklemez Cts, Nis 9, 2011
- 1 Yorum
Pazar, Şubat 20, 2011
Yorum Yok