
İnsanlar, düşünce yapılarına göre birkaç gruba ayrılır. Bazıları her iÅŸe en üst ciddiyet ile yaklaÅŸan, tuttuÄŸunu koparan tiplerdir. Bazıları ise, halk içinde “salla başını al maaşını” ÅŸeklinde tabir edilen tiplerdir, hiçbir iÅŸe tam anlamıyla sarılmazlar. Son gürûhumuz ise, her olaya espritüel bir yaklaşım ile bakabilen, en zor durumlarda bile insanları güldürebilen insanlardır. İşte, kitabımızın yazarı “Mine Sota” da, bu son gruba giriyor…
“Siz adamı ölmekten güldürürsünüz”, içinde onlarca kısa öyküden/skeçten (ne dersek artık) oluÅŸuyor. “Olacak o Kadar”ın kitaba çevrilmiÅŸ hâli gibi de düşünebilirsiniz. Kitabın bazı yerlerinde gerçekten gülmekten yerlere yatarken, bazı yerlerinde sıkılabilirsiniz. Biraz da yazarımızdan bahsedelim;
Mine Sota, bu kitap gibi 3 kitap daha yazmış bir insan. “Carpe Diem!” yayıncılıktan kitaplarını yayınlyor ve birçok dergide de yazarlığını sürdürüyor. Kitapları biraz yüzeysel, bu kitap da öyle. Yani, derin konulardan ziyade insanların günlük yaÅŸamlarını tîye alan bir yapıt.
Tabii kitabın bazı yerlerinde evrensel mesajlar da verilmiyor deÄŸil. Türkçenin güzel kullanılmasından siyasete kadar birçok alanda önemli eleÅŸtirilerde bulunuyor. “Carpe Diem!” yayıncılık denilince akla gelen ilk birkaç kitaptan biri bence bu kitap.
Eğer, yaz sıcaklarının bunalttığı bu günlerde ağır felsefik romanlar okmak istemiyorsanız, bu kitap tam size göre!
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Mine Sota || Yayınevi: Carpe Diem Yayın Evi || Liste Fiyatı: 7.50 TL || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 11×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9756107162 || Kategori: Hiciv – Mizah – Piyes – Tiyatro
Â
Konuk Yazar - Osman Bulut ( İletişim: farklitarih.com )
İlkokuldan biricik arkadaşım Merve Ulusoy bir gün bana Uykusuz dergisini ve derginin de özellikle UÄŸur Gürsoy’un Fırat bölümü için okumamı tavsiye etmiÅŸti. Birkaç sayı okuduktan sonra iyice beni içine çekti ve Fırat karakterini çok ama çok sevdim. GeçmiÅŸ sayılardaki bölümlerin toplandığı bir kitap olan Fırat’ı edindim kısa sürede. İyi ki de edinmiÅŸim.
Fırat küçük mü küçük bir çocuk ama aslında Fırat biziz diyebilirim. Hani hepimizin küçükken yaÅŸadığı ve büyüklere anlatamadığı o sevimli olayları anlatıyor sadece. Sizlere bir karitatürü betimlemek gerçekten zor ama okudukça, Fırat’ın eski bölümlerini bildikçe yeni bölümlere daha fazla gülüyor olacağını kesin. O kadar içten ki! Ne yalan söyleyelim otobüste hatırlayıp da kıkır kıkır güldüğüm de oldu. Hele ki arkadaÅŸ sohbetinde ‘Hıhı evet’ ya da ‘Eneeee’ demenin bile büyük kahkalara yol açtığını, hatta bu kitabı okumuÅŸ birinin ÅŸu an gülüyor olduÄŸunu söyleyebilirim.
Mizahçılara selam olsun, hayata farklı bir açıdan bakabilen bu güzel insanlar hep varolsun, bizimle olsun.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: UÄŸur Gürsoy || Yayınevi: Mürekkep Basın Yayın || Liste Fiyatı: 9,50 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:6054173006
Bu kitabı pek sevdim, dere tepe düz gittim yanımda götürdüm. Toplumda bana gülenler oldu, çoğunluğu bayanlardan oldu. Kimi içersinde ne yazdığını bilmeden, bayanlara yönelik yazılmış sanılan pembe kapaklı kitabı bana uygun görmediler. Halbuki ilâhi Âşk idi anlatılan, Sufîlikti, Mevlana idi, can idi Cânan idi.
Hayatımın her anını hakkıını vererek yaşamak istiyorum elbet. Bu kitabı okurken Into The Wild adlı filmi izledim. Kitapta dini bir açıdan hayatı anlamlandırmayı anlatıyor filmde de adına din demeden, doğaya bırakmayı anlatıyor. Demek istediğim şu ki izleyen & okuyan insanda farklı kelimelerle aynı hissiyatı, aynı boşluğa dolan şeyi hissettiriyor. Evet, boşluk. İçimizdeki o en mutlu anımızda bile bizi yanlız bırakmamaya kararlı şey.
Kitabımız Åžems’in 40 kuralından, Sufi’likten, derviÅŸlikten , Mevlâna’dan nice yoldan, yoldaÅŸtan bahsediyor. Belirli bir akışta yol alan hikayemizi bir çok karakter aracılığıyla geçmiÅŸte ve günümüzde yaÅŸananları ele alan kitabımız Aziz Z. Zahara adlı bir kiÅŸinin saygın bir yayınevine gönderdiÄŸi kitabın raporunu hazırlaması için Ella adlı bir bayanın eline geçmesiyle baÅŸlıyor. Kimi zaman Mevlâna’nın baÅŸ ucunda otururken buluyorsunuz kendinizi kimi zaman bir otel lobisinde, kimi zaman çöllerde. Bu güzel dengenin sayesinde ne hayal diyorsunuz tüm bunlar, ne de gerçek. Bir geçmiÅŸte bir rol bürüyorsunuz kendinize bir de bu günde. İki hikaye birleÅŸiyor.
Elif Åžafak’ı bu mükemmel konuyu seçmesi açısından tebrik etmemek mümkün deÄŸil. Gel gelelim ÅŸu da var. Bir kitabın güzelliÄŸi onu yazanın kabileyetiyle de ölçülmelidir, ya da ona verilen deÄŸerle, ilgiyle. Elif Åžafak’ın eÄŸer ilk kitabı olsaydı bu satışların & güzel yorumların onda biri yapılmayacaktı. Çünkü kitabın üslubunu beÄŸenmedim. Bir Mevlâna’ya Åžems’e yakıştırılan tümceler, 16. yüzyılın sokaklarında 19. yüzyıldan yadigar Namık Kemal sözlerinden feyz aldırtmaya çalışması gibi devrin özelliklerini yıpratacak kadar basit bir Türkçe ile anlatması beni üzdü. Ben bu kitabın da bir ÅŸiir gibi olması dilerdim. Sözleri ahenkli, ne yanından baksan anlam süzülen cinsten.
En çok da içimi acıtan şey kitabı ilk açtığımda oldu. Böyle bir kitabı çeviri okumak çok ağırıma gitti. İngilizce yazılmış kitabı K. Yiğit Us bizler için çevirmiş hem de yazarın yardımıyla. Gerçekten dalga geçercesine koyulmuş bir ek. Türkçe yazmalı diye bir şey demem etik olmayabilir ama diyorum. Beyin göçü gibi hissediyorum bunu, bizden konuları onlara tanıtmak istemişse amenna ama bunu da Türkçe yazarak güzel bir şekilde istediği dile çevirerek yapabilir. Bu benim ağrıma gidiyor, öz ve öz bir evladı kaybetmek gibi hissediyorum. Dilden bir yazarın kopma aşaması gibi. Belki hiç kopmayacak olsa da kopabilme olasılığını düşündürüyor üzüyor beni. Dalga geçercesine yardımıyla yazması özellikle.
YiÄŸidin hakkını da yiÄŸide vermek bu geçirdiÄŸim, belki de tefekküre dalar gibi olduÄŸum dakikalar geçirmeme vesile olduÄŸu için teÅŸekkürlerimi sunmak isterim Elif Åžafak’a. Yazımızı da ufak bir alıntıyla sonlandıralım.
Åžeriat der ki: “Seninki senin, benimki benim.” Tarikat der ki: “Seninki senin, benimki de senin.” Marifet der ki: “Ne benimki var ne seninki.” Hakikat der ki: “Ne sen varsın, ne ben.”
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Elif Åžafak || Yayınevi: DoÄŸan Kitapçılık || Liste Fiyatı: 20,00 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9944486903
Ek: Not almışım ama bahsetmemiÅŸim. Elif Åžafak’ın Mevlâna ile bir çocuÄŸu kıyaslamasını kınamayı, Sufi bir kimsenin kendini tam görüyor olmasını kınamayı, Mevlâna’nın ve önemli kimselerin kız çocuklarının eÄŸitimini desteklediklerini gösterdiÄŸini de tebik etmeyi unutmuÅŸum.

Sizlere bir müjdem var! RSS Kitap‘ın kardeÅŸi oldu, adı da RSS İmge oldu! Bu yazımızda biraz ayrıntıları paylaÅŸalım istiyorum.
RSS İmge, izlediğim film & tiyatro gibi görsel ögelerin tarafımca eleştirileceği bir web sitesidir. Uzun zamanda Windows Live Spaces ve Twitter üzerinden izlediğim filmler hakkında bir cümlelik yorum ve puanlama yayınlıyordum. Windows Live Spaces üzerindeki alanımda izlediğim film sayısı 100 olduğunda yeni film eklememe izin vermedi. Belirli bir limit var demek ki. Bir an ayağımı boşluğa atmış gibi hissettm. Ayrıca artık izlediğim görseller hakkında yaptığım ufacık yorumlar da beni sıkmaya, daha fazla konuşma isteği uyandırmaya başlamıştı. Zamanıdır diye düşünerek yeni bir web sitesi projesi düşündüm. İçeriğinin nasıl olacağı belliydi de peki ya ismi?
İlk olarak aklıma ‘rssfilm .com’ adresi geldi. Hemen kontrol ettim ki birisi yıllar önce bu ismi tescillemiÅŸ. Yeni bir web sitesinin en önemli özelliÄŸi ismidir gerçekten de ve eÄŸer ilk akla gelen isim doluysa sancılı bir dönem baÅŸlıyor demektir. Binlerce kelime kafamdan onay mesajı almak için didindiler de durdular. Bir çok dostum rss ve sinema birleÅŸimi ‘rssinema .com’ ismini önerdiler. Tiyatro yorumları da yapmak istediÄŸim için sadece sinema kavramıyla siteyi boÄŸmak istemedim. Film sözcüğünü karşılayacak veya film & tiyatro sözcüklerini kapsayacak Osmanlıca bir sözcük arayışına girdim bu sefer. Bir kaç üniversitedeki yetkili büyüğümü aradım ve sözcük arayışım devam etti. Akabinde Osmanlıca’da zaten film kelimesinin birebir karşılığının olmadığını biliyordum ve karşılayacak kavram da tam olarak bulamayınca, Arapça bazı kelimeler önümde dizildi ve hiç de hoÅŸuma gitmediler. İstediÄŸim hem kısa, hem anlamlı, hem kapsamlı hem de benlik bir ÅŸeydi. Fazla ÅŸey istiyordum biliyorum ama kimin umrunda! EÄŸer ben bir ÅŸeye ciddi anlamda gönül verdiysem ya hep ya hiç olmalı o kadar.
Gün boyu aklımı kurcaladı, önüme gelen herkese sordum, sormadıklarımın da aÄŸzından çıkan kelimeleri analiz ettim, güzel bir ÅŸey seçemedim. AkÅŸam tekrar eve geldiÄŸimde isim iÅŸini zamana bırakmayı kararlaÅŸtırıp sitenin tasarımıyla ilgilenmeye baÅŸladım. Tasarım konusunda sizi sıkmayayım ama emin olun ki son teknolojiler kullanıldı. Ben tasarımla ilgilenirken, gönüm de isim düşünüyordu. İsim konusunda takılmıştım. Yattım ve gece uyandım. Saat tam olarak 01.32 , tarih 24 Mayıs 2009. Aklıma nereden estiÄŸi belirsiz ‘imge‘ sözcüğü geldi. Anlamını sorarsanız ekÅŸi sözcük ‘duyularla algılanan nesnel dünyanın, insan bilincine yansıması sonucu ister somut, ister zihinsel olarak yeniden tasarlanması.felsefe tarihinde bilgi kuramı, imgeyi ilk bilgi olarak kabul etmiÅŸtir.decartes’a göre imge, zihnin ÅŸeylerden edindiÄŸi tasarım , düşüncedir.’ olarak tanınlamış yani kısaca ‘zihnin resmi’. Sloganı da ‘Gayri Muazzam Film EleÅŸtirihanesi’ olarak düşündüm.
Bundan sonrası siteyi hayata geçirmektedi. Bir iş insanın kafasında şekillendiğinde geriye hiçbir şey kalmıyor gerçekten. Kendime hayırlı olsun, uzun ömürlü olsun ve beni utandırmasın diyorum. Saygı ve sevgilerimle.
Pts, Haz 29, 2009
1 Yorum