Kağıt Helva
İmzalı olarak gelen Elif Şafak’ın Kağıt Helva adlı kitabında kendisinin yazarlık geçmişine yolculuk yapıyoruz, M. K. Perker’in olağanüstü renkli illüstrasyonları eşliğinde kimi zaman alınan yol kadar o yolu alırken yaşadıklarımızın da ne kadar önemli olduğunu vurguluyor yazar.
Yazarın diğer kitaplarını okuyanlar için daha da anlamlı olan Alıntılar Kitabı ile zamanında hissettiklerimi tekrar hissettim. Farkettim ki o zaman hissettiklerime kimi zaman küçümseyerek, kimi zaman da imrenerek bakıyordum. İnsan ne kadar da hızlı değişiyor. Düşündüklerim o kadar farklılaşmış belki de gelişmiş, hem de hatıralar geleceğimi öyle perçinlemiş ki dönüp geçmişe bakarken buruk bir gülümsemenin yüzümde belirmesini önleyemiyorum.
Ayrıca eserin fiyatının yüksek olmasını gerçekten yadırgıyorum, önyargıları bir kenara attığımda dahi bu eserin benim hissettiklerimi ortaya çıkartmak için mi yoksa yazarın gelir elde etme amacından ötürü mü oluşturulduğuna kesin bir cevap veremeyeceğim. İçeriğin de önceki kitaplarından derleme olduğunu, yani M. K. Perker’in olağanüstü renkli illüstrasyonları dışında sizleri yeni bir şey beklemediğini, sözlerin de daha önce bir çok yazar tarafından özellikle tasavvufi edebiyatta sıkça karşımıza çıkan yazarlar tarafından defalarca yinelenmiş sözlerin kelimelerinin sadeleşmiş halleri olduğunu belirtmeden edemem. Sizleri yazarın önsözüyle ve akabinde kitaptan seçtiğim alıntılarla birlikte bırakıyorum. Tadını çıkarın.
…
Derken o yolculukta bir an geliyor, durup geriye bakma gereği duyuyorum. Geçtiğim yolları, uğradığım durakları, güzergâh boyu karşılaştıklarımı anımsıyorum. Bu kitap dünden bugüne yazdıklarımdan ufacık bir seçkidir. Bir alıntılar kitabı. Karın doyursun diye değil, tadımlık niyetine.Kağıt üzerine konumuş birkaç tatlı kelam.
Kağıt helva.
Elif Şafak
Aşk
- Her hakiki aşk hikâyesi umulmadık dönüşümlere yol açar.
Aşk bir milat demektir. Şayet “aşktan önce” ve “aşktan sonra” aynı insan olarak aklmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir.
Aşk - Ona neden ve nasıl âşık olduğunu sorarlar, cevap veremezsin. Sebebini bulamazsın. Zaten aşk dedikleri, solup kurumaya mahkûmdur, bir sebebi olduğu andan itibaren.
Mahrem - Aşkın olduğu yerde, er ya da geç ayrılık vardır.
Aşk - Belki aşk sevgiliyi kazanmayı değil, kendini onda kaybetmeyi gerektirir. Kendini kaybettiğinde ve ego kuleni yıktığında, karşılığında sevilmişsin sevilmemişsin ne fark eder?
Araf - Yaradan’ın gökyüzünde, tepede bir yerlerde olduğunu sanırlar. Kimileri de O’nu Mekke’de, Medine’de arar! Ya da mahalle camisinde! Allah bir mekâna sığar mı? O tek bir yerdedir ancak: Âşıkların gönüllerinde.
Aşk
İnsan
- Kim olursak olalım, dünyanın hangi yerinde yaşarsak yaşayalım, ta derinlerde bir yerde hepimiz bir eksiklik duygusu taşımaktayız. Sanki temel bir şeyimizi kaybetmişiz de geri alamamaktan korkuyoruz. Neyin eksik olduğunu bilenimiz ise hakikaten çok az.
Aşk - Hiç kimse her daim kudretli yahut her daim naçar olamazdı. Yüksekten uçanların boyun eğdiği, alçaktan kanat çırpanların şimşek hızıyla maviliklerde gözden kaybolduğu zamanlar muhakkak ki vardı. En cesur insanın bile, bir an gelir, korkudan dizlerinin bağı çözülürdü. En korkak insanın aşka geldiği bir an olduğu gibi… Kimse tamamen iyi ya da kimse tamamen kötü değildi. Her siyahın içinde bir damla da olsa beyaz, her beyazın içinde bir damla da olsa siyah vardı.
Pinhan - Unutma ki dünyanın bir ucundaki tek bir insanın kederi, tüm insalığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
Aşk - Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
Aşk - Bugünlerde tuhaf bir kayıtsızlık çökmüştü üzerine. Umursamıyordu; hiçbir şeyi umursamıyordu. Artık her şeyi yapabileceğini hissediyordu. Mademki her şeyi yapabilirdi, en iyisi hiçbir şey yapmamaktı.
Mahrem
Yolculuk
- Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
Aşk - Yaşadığımız şehrin dışında, elbet bir gün gidebileceğimiz, gidince yerleşebileceğimiz, yerleşince sevebileceğimiz bir başka diyar olmalı. Yoksa tahammül edemeyiz.
Med-Cezir - Renkler ve mekânlar koleksiyonunda İstanbul’un rengi eflatundu.
Bit Palas
Varoluş
- Ve hayat şaşırtmaya bayılırdı.
Mahrem - Ateşi yakından görebilmek için kendini feda edermiş pervane
Mahrem - Eşyalarla ilişkimiz yanılsama üstüne kurulu. Eşyaların sahibi olduğumuzu zannediyoruz. Halbuki efendisi değil, sadece hikâyesi vardır eşyaların.
Bit Palas - Kader yolun tamamı değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir, ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öylseyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin.
Aşk - Bir tek gün bile bir öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Aşk
İnanç
- Kuralların olsun, ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun, ama inancınla büyüklük taslama!
Aşk - Sen şu anda göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.
Aşk - Derviş dedi ki: “Hakiki Allah âşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgâh olur. Ama bekri aynı namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.”
Aşk - İnsan bir gecede iman sahibi olmaz. Kişi kendini inançlı zanneder, ama sonra beklenmedik bir iş gelir başına, tereddüde düşer, yalpalar. Tekrar toparlanır, imanı kuvvetlenir, ardından yine yuvarlanır şüphe çukuruna… Bu böyle devam eder. Belli bir safhaya ulaşıncaya dek bir o yana bir bu yana sallanırız. Kâh mümin, kâh münkir, kâh mütereddit. Kâh cennetlik, kâh cehennemlik. Ancak böyle ilerleyebiliriz. Her adımda Hakk’a biraz daha yaklaşırız. Şüphe duymadan iman olmaz.
Aşk
Zaman
- Unutmak: Göz temizliği.
Mahrem
Yazmak
- Mahremiyete itina göstermeyen kalabalıkların boğuculuğundan kaçarak, kendine ait bir odaya çekilmek biçiminde tezahür etmedi bende yazma isteği. Tam tersine, hayatın sıkıcılığından firarperest aralıklar açabilme arzusuyla başladım yazmaya.
Med-Cezir - Sanılanın aksine her zaman yaratmak demek değildir yazı, yıkmaktır bazen.
Med-Cezir
Kadınlık
- Geçenlerde manavdan alışveriş yaparken hayatımda ilk defa gördüğüm yaşlı bir teyze yanıma gelip, aldıklarımı kolaçan etti.
“Paylıcan alma evladım, içinde nikotin var” dedi.
“Bak karnın burnunda hamilesin, her şeyi yiyemezsin.”
Manavın çırağı da ne almam gerektiği konusunda yaşlı kadını nihai otorite kabul etmiş olmalı ki, bana sormadan hop diye geri koydu aldığım patlıcanları. Yerine brokoli ekledik, yaşlı teyzenin onayıyla.
Siyah Süt - Bebeklerin annelerini seçtiklerine dair bir yazı okumuştum vaktiyle bir degide. Gülüp geçmiştim o zamanlar. Ama artık pekâlâ mümkün geliyor bu fikir. Nasıl ve niye kâinattaki onca başarı anne adayı arasından beni seçtiğini bilmiyorum. Belki de çılgın bir kızsın sen. Dört dörtlük bir anneyi sıkıcı buluyorsun. Ya da beni benden iyi tanıyorsun. Bendeki potansiyeli görüyorsun. Eksiklerimi, zaaflarımı aşmama, hatalarımı düzeltmeme yardım edersin. Rehberim olursun, en güzel öğretmenim.
Siyah Süt - Sorulması gereken “Niçin tarih boyunca daha çok sayıda kadın şair ya da yazar çıkmadı?” değil. Esas soru, “Nasıl oldu da o bir avuç kadın şair ve yazar bu şartlara rağmen gene de çıkabildi?”
Siyah Süt
Ben
- Dizlerinin üzerine çöküp, “kimin ben?” diye fısıldadı. “Tanımadığım daha kaç kişi var içimde yaşayan?”
Şehrin Aynaları - Çünkü kimlik de bir nevi refleks gibidir. İnsanların yüzde sekseni kim oldukları sorulduğunda, “sana ne kardeşim?” demek yerine boş bulunup kendilerini tanıtır.
Bit Palas - Şeriat der ki: “Seninki senin, benimki benim.”
Tarikat der ki: “Seninki senin, benimki de senin.”
Marifet der ki: “Ne benimki var ne seninki.”
Hakikat der ki: “Ne sen varsın, ne ben.”
Aşk - Her şeye ağlar oldum bugünlerde. Sokağın başındaki elektrik teline takılı duran bir çift lastik ayakkabı bana inanılmaz hüzün veriyor mesela. Converse marka, solgun mavi. Kimindirler acaba? Nasıl çıktılar oraya? Yağmur, kar, tipi hep oradalar, bir başlarına.
Siyah Süt - Hepimizin acı çektiğini söyleyerek herkesi avutmaya alışmışsın. Oysa bu beni avutmaz. Beni ancak benden başkasının benim kadar acı çekmediğini bilmek avutabilir.
Şehrin Aynaları
Sen
- Seni daha tanımadan özlüyorum…
Aşk - Uzun zaman önce atılmmış bir çığlığın azalarak yok olan yankısı gibi her geçen gün tekeniyordu aralarındaki ilişki.
Araf - Konuşacak bir şey yoktu. Konuşmadık biz de. Başımı çevirmedim. Ondan yana bakmadım. Gdişini görmeye kaldıramadı yüreğim.
Mahrem - Uzun zaman önce atılmış bir çığlığın azalarak yok olan yankısı gibi her geçen gün tükeniyordu aralarındaki ilişki.
Araf
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Elif Şafak || DOĞAN KİTAPÇILIK || Liste Fiyatı: 22,00 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 12,3×17,7 cm || Karton Kapak || ISBN:6051114262
Benzer Yazılar
Etiketler: Alıntılar Kitabı, Elif Şafak, M. K. Perker


Yorum Yap & Fikrini Paylaş!