Harry Potter ‘ı duymanınız yoktur sanırsam fakat hepimizin ona bakış açısı farklıdır.Benim açımdan bakarsak ben kitap okumayı sevmeye Harry Potter serisiyle başladım.Bana kitap okumayı sevdiren ve hayal gücümü geliştiren bu hayal kahramanıma çok şey borçluyum.Ben kitabı okurken aynı yaştaydım Harry ile.Kitabın yazarı J. K. Rowling her sene bir kitap çıkartıyor ve yine Harry ile aynı yaşta olarak okumaya devam ediyordum.Yani bir zamanlar o kadar içten bir şekilde okuyordum ki bir gün böyle bir hayatın varlığına inandığımı farketmiştim.Çocukluk dünyam bu.Bu ay yeni kitabın yayınlandığını duyunca heyecanlanıp okumak için sabırsızlanmamın nedeni de o çocukluk duygularımın gerçekliğini,hoşnutluğunu yakalayamasam da hatırlamamdı.Hani geçmişi yad etmek gibi.
Kitaptan bahsedersek ; Hermione Granger ‘ın eski harflerle yazılmış aslından küçük büyücüler ve cadılar için çevirilmiş hali.Serinin son kitabı olan Harry Potter ve Ölüm Yadigârları’nı okuyanların hatırlayacakları, kitapta büyük önem taşıyan, olayların aydınlanmasında kritik bir rol oynayan bir iç kitap Ozan Beedle’ın Hikâyeleri. Muggle (sihir kullanamayan)’lar için yani bizler için Külkedisi ve Uyuyan Güzel ne kadar tanıdıksa Hogwarts Büyücülük Okulunda okuyan çocuklar için de bu masallar o kadar tanıdık.İşte bu beş masalın adları; Büyücü ve Zıplayan Kazan , İyi Kader Çeşmesi , Sihirbazın Kıllı Kalbi ,Babbitty Rabbitty ve Kıkırdayan Kütüğü , Üç Kardeşin Hikayesi. Bu hikayelerin Muggle hikayelerinden birinde belirgin farklı bir yanı var ve şu ki “ve sonsuza dek mutlu yaşamışlar” diye sona ermiyor.Ayrıca her hikayenin ardından Profesör Dumbledore ‘n bir takım yorumlama notlarına yer verilmiş ve büyücülük dünyasından bir çok izi bu bölümlerden de yakalamak mümkün.Kitap sadece kelimelerle ve kimi zaman dipnotlarla gayet açık masalsı bir anlatımla hatıralarımı okşadığını itiraf etmeliyim.Dikkatinizi çekerim ki yazarın diğer kitapları gibi sadece çocuklar için yazılmamış bir kitaptır.İlk hikayemizin başlangıç bölümünü alıntılamak istiyorum :
Büyücü ve Zıplayan Kazan : Bir zamanlar iyi kalpli bir ihtiyar büyücü varmış,sihrini komşularına yardım etmek için hiç esirgemeden ve akıllıca kullanırmış.Gücünün gerçek kaynağını ..
Son olarak kitap hakkında belirtmem gereken bir husus var.Bu kitabın satışdan ele edilen gelir Children’s High Level Group’a bağlanacakmış.CHGL çocuk haklarını korumak,geliştirmek ve küçük yaştaki insanlar için hayatı daha iyi kılmak için mücadele veriyor.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: J. K. Rowling , Çeviren: Sevin Okyay/ Kutlukhan Kutlu || Liste Fiyatı: 9,00 YTL. || Yayın Yılı: 2008 || İthal Kağıt || 14×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9750815409
Öncelikle belirteyim ki bu kitapta yazılanlar gerçek bir olaydan alınmıştır.Ki zaten aşkı böylesine içten ve gerçekçi anlatabilmek başka türlü mümkün olabilir miydi?
Bir çok insan hayatına anlam katamadan hayatını heba ederler.Şanslı saydığım diğer insanlar da hayatlarında ufak şeylerden mutlu olmayı öğrenebilmiş belki aşık olmuş, umutları hiç olmazsa hayalleri olan insanlardır.Aşık olmanın tanımı olmaması ne kadar da mantıklıdır.Bir insanın diğer tüm insanlardan daha değerli olma durumu değil midir sizce de?Bir duygu selselesi belki de kalp çırpıntısı değil midir? Eh tabii adı aşk olan bu tarifi imkansız duyguyu herkes kendince yaşar.Kimi yaşayanlar aşkı daha iyi betimleyebilse de ‘anlatılmaz yaşanır’ bir durumdur.Benim de aşkı,hislerimi açıklamaya gücüm yetmez.
Aslında her şey bir çocukluk hatırasıyla başlar.Tayyareci olmak isteyen bir kız çocuğu ağabeyinin bir yabancıyla konuştuğunu görünce yokuştan bisikletiyle hızlıca gelirken bütün kadınların aşık olduğu adam -Fuat Bey- ile tanışacağından,ona aşık olacağından,hayatını değiştireceğinden habersizdi.Hele ki önlerinden bisikletten kayıp yere düşmesi ve Fuat Bey’den ‘kızımız biraz yaramaz galiba…’ sözünü işitmesi ona her ne kadar soğuk bir kişi gibi gelse de yatağa yattığında aklından gitmeyen o saçlarına aklar yağmış ,uzun boylu adamı unutmamıştı.Aşk da aslında bir yaramazlık değil miydi ki?
Görücü usulüyle bir diplomatla evlenen,hayatının geri kalanını yabancı bir ülkede arkadaş gibi bir koca ile geçirmek istememesinden değil de kendini kaptırdığı aşkından ötürü ayrılan ve hayatın akışında kendini Fuat Bey’in kollarına bırakan genç bir bayanın gerçek hikayesi bu.
Kendimi duygusal olarak hissettiğim nadir kitap,benim için gerçekten çok anlamlıydı.Sadece olay örgüsü olarak sıradışı bir hikayenin ötesine geçemeyecek kitabı bu kadar mükemmel kılan şey kahramanın içtenlikle duygularını aşığından çok okuyucusuna vurmasıdır.İçinizde hissedeceğiniz anlamlı cümleler arasında ister istetemez kendi benliğimizi de yoklayıp hayatımıza anlam katan bu kitap sizi kendinizden geçirecek.
Her ne kadar sade bir dille yazılmış olsa da anlamsal olarak simgelediği ağır kavramlarla,zaman örgüsü ve tarihi betimlemek için kullandığı devrin buluşlarından bahsetme taktiği ile ayrıca okuyucuyu merakta bırakan dar bir bakış açısıyla insanı içindeki o gizli odaya inmeye zorluyor.Hem 50′li 60′lı yılları bir rüya olarak yaşıyorsunuz,hem de gerçek bir olayı tarih sahnesinde tekrarlanmasını izliyordunuz.
Kürşat Başar “hepsi gerçek, ama aynı zamanda hepsi yalan. Çünkü ben yazdım” diyor. Gerçekten de böyle.İsimler değişmiş,hayal gücüyle zenginleşmiş bu olayın gerçeğini paylaşmak istiyorum.Menderes hükümetinin bir bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Vesamet Kutlu’nun aşk hikayesinin bir izdüşümü bu roman.Romandaki dar açımızı genişleten bir çok ayrıntı edindim.Fatin Rüştü Zorlu’nun kızı Sevin Zorlu ve annesi Emel Zorlu ‘nu bu ilişkiden haberdardılar.Defalarca tartışsalar da boşanmamışlardı,boşanamamışlardı.Aslında boşanma fikri ikisine de mantıklı geldi ve karar verdiler. Hatta kimin, nerede oturacağı bile konuşulmuştu. Ama işin içine büyükler karıştı. Fatin Beyin annesi kıyameti kopardı, “ne demek boşanmak, olmaz böyle şey. Seni evlatlıktan reddederim” dedi. Emel Hanfendi de babasını, boşanmak istediğini söylemek üzere Paris’e çağırmıştı. Üzüntüden retinası yırtıldı. Büyükler işin içine karışınca boşanma işi kaldı.Zaten Fatin ve Emel Zorlu’nun evliliği bir aşk evliliği değilmiş.Emel Hanfendi’nin babası olan dışişleri bakanı ile dışişlerinde görevli Fatin Bey’e kızını vermesi biraz mantık,biraz beğenme sonucu bir evlilik olmuş.Bu ilişkiyi Emel Zorlu ilk öğrendiğinde Vesamet Hanım’ın, Fatin Bey ile birlikte yaşadığı eve gitmiş. Kitapta da anlatılıyor bu olay. Gayet tabii ki hangi kadın olsa sinirlenir buna. Çok çirkin hadiseler olmuş.
Kitaptaki bir yanlış durum Vesaret Hanım’ın boşanma durumundadır.Benim içten içe çok sinirlendiğim aldatma durmunun aslında gerçeleşmemiş olması beni mutlu etti.Durum şudur ki; Vesamet Hanım’la Orhan Bey, Fatin Bey ile ilişkileri başlamadan boşanmışlar.Vesamet Kutlu’nun Fatin Bey’in ölümünden sonra yaşadıkları ise gerçekten çok anlamlı.Katiyen evlenmeyi kabul etmeyen Vesamet Hanım bir çok maddi sıkıntı ile karşılaşmış.Orhan Bey sonradan evlendiği eşinden olan kızının masraflarını zor karşıladığından yardım da edememiş.Paris’te geçinebilmek için ütücülük yapmış,hiçbir zaman sevdiğine kavuşamayan bu genç bayan ‘Fatin’ adını ağzından düşürmeden yaşamış ve 40 yaşından itibaren kendini anılarından oluşan mabedine kapatmış. Evlenmek isteyen de çok olmuş. Ama o hep “Fatin’in öldüğü gün, benim de kadınlık hayatım bitti” dermiş.
“Bunların hepsi geçer, sen sadece yaşamaya bak” diye yazdığı son mektubu ne yazık ki sahibe ulaşamamış.Hüzünlü bir son olsa da içten.
Kaynaklar: A. Ömer Türkeş’ın eleştirisi – Fatin Rüştü Zorlu’nun kızı Sevin Zorlu – Emin Çölaşan 1987 yılında Vesamet Kutlu ile röportajı
Özel Not: Bu kitabı okumam için bana veren Merve Özkaya’ya can-ı gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.Benim için unutulmaz bir etki oluşturdu. Ayrıca bu gün kendinin de doğum günü.Özellikle yazıyı bu gün yazıyorum ve kendisinin her daim içtenlikle kalbimde yerinin olduğunu belirtmek isterim.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Kürşat Başar || Liste Fiyatı: 16,00 YTL. || Yayın Yılı: 2008 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9752893422
Sözcükler anlamlıdır.Her duyguyu ifade eder,yeter ki biz onları tanıyalım,biz onları anlayalım ve kullanabilelim.Bunları başarabilmek için bir çok şey okumalı,yorumlamalıyız.Eğer hiçbir şey yapmadan bu edebi ağırlık üzerimizde olamaz mı,tabiki olur.Fakat bu araba sürmek isteyen birinin tekerleği baştan keşfetmesi gibidir. Belli bir mesafeyi elimizden yazarlar,düşünürler tutarak almalıyız.İşte bu amaçla ‘Hayata yön veren sözler’ ilgimi çekti ve Ferhat Emre Gültekin kardeşimden kitabını ödünç alarak okudum.
İnsanın eline aldığında bir çırpıda bitirebilecei bir incelikte ve bölümlendirilmiş olması açısından ideal bir kitap.Okurken sıkıldım itiraf etmek gerekirse.Aslında kitap bir konuşma hazırlarken,bir makale yazarken kaynak olarak kullanmanız için kategorilenmiş.Yani içindekilerden liderlik bölümünü açarak o konuda söylenmiş bir çok söze ulaşabiliyorsunuz.Ben kitabı sırayla tüm sözleri okumak için elime aldığımdan benzer konularda sözlerden ve sözlerin genelde paralel olmasından ötürü sıkıldım.Kitabın derlenmesi konusunu biraz irdelersek ciddi anlamda yetersizlik mevcut olduğunu görürüz.Örneği ağızdan ağza dolaşan sözleri belirli gazete ve dergilere mal ederek yayımlamaları yerine anonim tabirini kullanmaları gerekirdi.Ayrıca kaynak olarak ticari basit internet sitelerini göstermeleri de kaliteyi düşürmüştür.Sayfa derlenmesinde numaraların genel mantığa ters bir yere koyulması da biraz kullanışsız olmuş.Önsöz kısmında kitap ile alakasız bir takım düşüncelerini belirtmesi derleyen kişinin hakkında olumsuz bir izlenim bıraktı benim için.Güzel bir mantıkla içindekiler bölümü düşünülmüş fakat bu bölümde ‘Kitap okumak – Eğitim’ başlığı yerine ‘Kitap okumayı/eğitimi ihmal etmeyin!’ gibi yargı cümleleri koymak özlü söz mantığına aykırı.Okur o bölüme girerek kitap okumanın ve eğitimi ihmal etmemenin gereğini kendi algılamalı.Bunun derleyenin bir görevi olmadığını düşünüyorum.Kitaba vasat notu veriyorum.İçersinde az sayıda kaliteli söz olduğunu belirteyim.Benim dağarcığımda çok daha güzel söz var.Aceleye getirilmiş,sağlam bir yayıneviyle ünlenmiş bir kitap.Ayrıca bazı sözlerin söyleyeni hakkında açıklama yapılmış.Ya hepsine yapılmalıydı ya da dipnot olarak sayfa altında gösterilmeylidi diye düşünüyorum.
Tabiki arada güzel sözlere de rastlamak mümkün.Bir kaçını paylaşmak istiyorum;
- İnanç görmediğimize inanmaktır.Bunun mükafatı da inandığımızı görmektir. (St. Augustinus)
- Akıllı köprü arayıncaya kadar,deli suyu geçer. (Türk Atasözü)
- Ekmeğini terine batırıp yiyeceksin. (İncil)
- Olmaz olmaz deme,olmaz olmaz.(Türk Atasözü)
Son olarak kitaptaki Türk Atasözlerinin hepsi muhteşemdi.Başarılı bir son derlenmiş.Tarihe bir göz atalım kısmını gerçekten beğendim ama kitap genel anlamda yetersizdi.Tarihe bir göz atalım;
- Dünya gene de dönüyor! Epur,si muove! (Galileo Galilei)
- Her şey,akıp gidiyor. Panta rei. (Herakleitos)
- Buldum! Eureka! (Arşimed)
- At! At! Bir ata krallığımı veririm! (İngiliz Kralı Richard-III – Bir savaş sonrası son sözleri)
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Derleyen: Akın Alıcı || Liste Fiyatı: 9,50 TL. || Yayın Yılı: 2003 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9753316089
Gecenin bir yarısı yazı yazmak güzel bir duygu.Belki de herkes gittikten sonra,yanlız olduğun an daha net düşünceler oluşuyor kafanda.Ya da şu an beynimi etrafta ilgi çekecek bir şahşiyet olmadığından ötürü daha verimli kullanabiliyorum.Biraz önce net düşünceler oluşuyor demiştim.Sanırım yanılıyorum bu konuda.Fikirler yumak haline geliyor ve daha da karmaşıklaşıyor.Belki daha derinlere inebiliyorum ama indikçe kaybolduğumu,kayboldukça inmek için can attığım gerçeğini biliyorsunuz.İşte bu yüzden bu yazının başlılığı ‘Başlıksız’ olarak girildi ve işte bu fikir yumağını rahatlatmak için yazıyorum,yazacağım,yazmak zorundayım çünkü yazmazsam ölürüm.Evet,ölürüm.
Yazdığım kısa-uzun ,içeriği belirsiz benim yazılarım denemeler adındaki bir kategoride toplayacağım.Reyting kaygım olmadığından seyircilere oynamak gibi bir şey yapmıyorum.Siz siz olduğunuzdan ben de ben olarak benim bakış açımla sonuçlar üretmesem de yan fikirler üretmeye , sizlere bir şeyler katmaktan çok kendime bir şeyler katmaya çalışıyorum. Kendi kendine ne katabilirsin derseniz ‘kendini aşmak’ diye bir şey var. Şu an hal-i ruhiyemin vaziyetinden habersizim.Yazdığımı silmekten nefret ettiğimdenn korkmadan ve olayın nerede biteceğinden bir yazar olarak habersiz,konuyu toparlayabilmenin mümkün olup olmayacağını düşünmeden salıyorum şu an kendimi. Gerçekten de bunu yapmamak aslında korkaklık değil midir? Belli kaidelere bağlı kalmak bir sıradışı insan için en fazla alışılmamış bir kalıp olmayacak mıdır? Her ne kadar alışılmamış olursa olsun sonuç olarak bir kalıba girmek ne kadar acı geliyor. Devam edelim biraz konuyu yayarak devam edelim.Serzenişte bulunalım,çözüm önerisi getirmeyi unutmadan, eleştirelim , olumlu eleştirinin varlığını unutmadan , bir şeyleri yapalım,düzeltelim kaygısı içersindeyim.Bu dünyada ayrılacağımızın bilincinde,geride bir şeyler bırakma amacındayım.
Hemen bir başka konuda devam edelim.Beynimden rastgele şeyler çekerek gün yüzüne çıkartıyorum sadece şu an. Yadırgamayınız, yagırgasanız da umrumda olmayacağını biliniz.Son zamanlarda kendimi analiz ederken farkettiğim en büyük gerçeklerden bahsedelim.İlk olarak aşık olmaya aşık olmak gibi bir kavramı mantıklı bulmaya başladım.Ne kadar kullanamasam da gün gelir de sabah uyandığımda sil baştan her şeyi yaşamaya karar verirsem yaşam felsefem olabilecek düzeyde bir kıvılcım. İkinci olarak ise yabancı müzik dinlemek aşırı derecede hoşuma gitmeye başladı.Bunun nedeni Türkçe müzik sözlerinin son zamanlarda anlamsızlaşması mı yoksa yabancı müzikteki sözleri anlayamayıp kendi duygumu anlattığını düşünerek sözleri zihnimde uydurmam mıdır bilemiyorum.Üçüncü olarak zevk alma konusunda sinirlerim daha hassas artık.Yani ne zaman bir kitap , makale , dergi okusam ya da film, tiyatro izlesem eskilerine göre en iyiyi bulduğum hissine kapılıyorum.Hayatta küçük şeylerle mutlu olmayı öğreneli çok olmadı biliyorum.Binlerce sayfalık saçma bir kitabın bir cümlesinin güzelliği benim için okunur kılıyor onu.Sayfalar arasında kaybolmak geliyor içimden.Her kitapta kahraman ben oluyorum.Her kitap benim için yazılmış,her kitapta her rol benim.Ben hem prensesim,en yakışıklı prens hem de kötü büyücü.Hissetmek için kollarımı açtığımda zaman yanılgısını anlıyorum.Hayır deli değilim,ama deli olmak istiyorum.
Ben uyumak istemiyorum.Ya da yeni uyandığımda beş dakikalar dizisinde sonsuza ulaşmak için çırpınıyorum. Düzensizlik içersinde düzenimi kurmak , balta girmemiş ormanlarda ıslık çalarak yürümek , ıssız bir adaya düşmek , Nuh’un gemisinden aşağı atlayıp ‘Su güzel,hadi siz de gelin!’ demek ve edebimle bir şeyler yapıp ebedi olmak istiyorum. Aklıma ne gelirse yapma gayesinde hayattaki beklentilerimi gerçeklere çevirme yolundayım.
Sıkıcı olsa da kimse okumasa da hor görülse de farklı anlamlara çekilse de şu yapılsa da bu yapılsa da ben buyum ve karşınızda duruyorum ve de devam edeceğim.
TRT 2 ‘de Pazar günleri canlı yayın yapan Bilişim Rüzgarı programında RSSKitap.com tanıtıldı. Bilişim Rüzgarı programında donanım, yazılım gibi konularda bir takım soru(n)ları yanıtlıyor ve yeni nesil teknolojik ürünlerin tanıtımı yapılıyor. 2 Şubat Perşembe 2009 tarihli günde canlı yayında RSSKitap.com’u tanıttılar. Övgü dolu sözlerinden ötürü G.Çağdaş KAVAL’a teşekkürü borç bilirim. TRT 2 Bilişim Rüzgarı’nın resmi web sitesinde de yayınlanan yayın videosu yazının devamında yer almakta.
(daha fazla…)
Konak, M.Necati Sepetçioğlu’nun Dünkü Türkiye Dizisi için yazdığı dördüncü romanı. Serinin ilk üç romanını okuduktan sonra araya bir kaç kitap mola olarak koydum ve geçenlerde de kitaba başladım.
Kitap kurgusal olarak diğer üç kitaptan farkı yok.Ama benim hemen farkettiğim şey şu ki artık serinin mantığını kavradığımı hissettiğimden daha rahat anlıyabiliyor ve kendimi olayın içersinde hissedebiliyordum. Kitap konu olarak Osmanlı’nın kuruluş zamanlarını ele almakta. Ertuğrul Bey’den en küçük oğlu Osman Bey’e geçiş şartlarını konu alıyor. Anadolu’da birlik beraberlikten yoksun, Moğol baskını ile aşiretler halinde yaşadığı zorlu dönemde Selçuklu’dan gebe olan Osmanlı’nın alevlenen halini dillendiriyor.
Bu kitabı şöyle bir okuyup kenara atmak imkansız.Çünkü içersinde yazanlar gerçek tarihin yansıması.Benim bakış açım Dünkü Türkiye Dizisi’nin tarihin daha rahat anlaşılması amacıyla yazılmış roman olduğu.Mükemmel bir kurgu ile başlayan kitapta devrin tüm özelliklerini görebiliyorsunuz.Atın ne kadar önemli olduğunu,Türkmenlerin ne gibi umutlarla göç ettiklerini,birbirinden özel kahramanlarımızın bakış açılarını anlayabiliyorsunuz.Dönümü bir bilge Kuram Dede’nin gözünden bakıyorsunuz,bir Osman Beyin,bir Mevlana’nın,bir Yunus Emre’nin,bir ebenin,bir yiğidin ,bir .. Şüphesiz ufkunuzu açıyor her sayfa.
Düşünmeden edemediğim bu serinin neden film haline gelmediği. Açıkcası kitapta öyle anlar varki keşke diyorum keşke daha hızlı okuyabilsem. Sabırsızlığımın had safaya çıktığı anlar oluyor. Kurgu o kadar gerçek,karakterler o kadar içten ki işte bizim atalarımız bunlar diyorsun. Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri Anadolu’nun hatrı sayılır Şeyhleri (bilginleri) ‘nin bir araya gelerek gelecek hakkında karar almaları bölümüydü. Yunus Emre’nin kendi kendine “Daha nice pişmemiz gerek.,yaş,geldi çattı halbuki..” dediği bir ortam hayal etmeye çalıştım. Düşünsenize bir bilgin toplantısıydı bu. Alnınan kararı sayıca yüz hatta bin kat ordunun bozamayacağı bir karar alınıyor ve söz söylenmeden herkesin anladığı,sembolik kavramlarla anlatılan mana üstü manalar ortalıkta saçışıyor.
İnsan istemeden o dönemde yaşamak istiyor,hayaller üstüne hayal kuruyor.Benim söyleyecek çok sözüm olmasına rağmen kitapta bunun bilmem kaç misli daha güzeli olduğunu bilmelisiniz.Geçmişe gidip gözünüzün önünde tarihin yazılmasını izlemelisiniz.Sandığınız gibi değil bu kitap,destan!
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Mustafa Necati Sepetçioğlu || Liste Fiyatı: 15,12 YTL. || Yayın Yılı: 1973 || İthal Kağıt || 13×19 cm || Karton Kapak || ISBN:9753710038
Perşembe, Şubat 26, 2009
Yorum Yok