Bir rüyadan daha uyandım. Beni şaşırtmadı, alışkınım rüyalarımdan uyanmaya. Sadece biraz hüzün, belki de biraz keşkeler, belkiler, acabalar… Bu satırları yazarken ‘Kırık Vals’ eşlik ediyor bana.
“Kirpiklerinde bir çiğ tanesi olsam
Ansan o bahçeyi, rüzgârı çağırsan
Mevsim suluboya olsa
Günlerden mercan
İşte sanki o an
Nubar terziyan sırtımı okşar
Eski filmler hâlâ o bahçede
Siyah beyaz ağlar”
Geçmiş rüyalarımı, pişmanlıklarımı, benliğimi, en çok da küçük şeylerden mutlu olmayı öğrendiğimi, insanlığımı hatırlatıyor. Her notanın bir değeri var kalbimde, içimdeki sessizliği anlamlı kılan kendine özgü ezgisi var.
“Çiçek dürbünüydü ebruli sokaklar
Kederli olsa da, güzeldi çocuklar
Sümbülleri çoktan küstürdük
Güller perişan
Kırıldı valsimiz tam ortasından
Baktık uzaktan
Sıla olduk birbirimize
Şimdi herkes perişan”
Dökülen gözyaşlarının bedeli tuzlu suyla ödenmiyor, düştüğü yerde iz bırakıyor. Derin bir öf çekiyorum, yaramı yine gizleyerek sokaklarda yerimi alıyorum. Hayat devam ediyor, ne kadar acı bir söz değil mi?
“Arkadaş ıslıkları titretse camları
Yepyeni bir rüyayla kamaşsa gözlerimiz
Başka bir dünyanın mümkünlerini,
Savura savura yüreği kavuran hatıraların küllerini
Araya araya olur a buluruz
Yaralı veda günlerinin sönen ümitlerini”
Neyseki aniden hayatımı tekrar anlamlı kılan umudu hissediyorum! Dünün hesabı yarına kalsın, bugün benim günüm!
Rıza Selçuk Saydam
Haziran, 2010
(daha fazla…)
Uzun zamandır bahsetmek istediğim bir konu var; kendim. Nasıl oldu da kemdim oldum? Ben bu yolda sürükleniyor muydum yoksa bu yolda yürümek benim tercihim miydi? Binlerce sorum var kendime, en ağırı da eğer sürükleniyorsam ve yolumu çizebileceğim seçeneklerim varsa neden cesaret edemediğimdir.
Düşünüyorum da hiçbir zaman işte ben büyüdüğümde bu adam olacağım demedim. Ben başkası olmayı seçmek istemedim sadece. Benden önce üzerinde yürünmüş bir yol hem benim değildi, hem de yürünemeyecek kadar dar. Sıradışı bir kalıp olmayı da seçemezdim, benim kalıplarla işim yoktu.
Düşlerimin, hayallerimin çizdiği yolun sonunda gerçek vardı. Elbette ki düz bir yol değildi. İşin kötü yanı tam olmak istediğim yerdeyken elimde hiçbir şeyin olmadığını anladığım zamanlar oldu, gerçeğimi kaybettim, kazıklandım, düştüm. Kalkabilmek her zaman kolay değildi ama birkez daha güvenmek işte buna alışamadım ben, sonra da yalnızlığa.
Bu gün dönüp arkama bakmak istedim sadece. Cevap alamayacağımı bildiğim sorularla en azından yüzleşmekti amacım. Gün geçtikçe dışardan sessizleşiyor gibi görünüyor olsam da içeride güçleniyor sesim. Canımın yakılmasına alıştım da tek öğrenemediğim bu sessizlikte, yalnızlığın sessizliğinde duyduğum düşüncelerimin sesinden kendimi yiyip bitirmemden kurtulamamak.
Yalnızlığın sessizliğiyle yaşayabilmek iyi ya da kötü değil; zor.
Rıza Selçuk Saydam
Haziran, 2010
Gecenin bir yarısı yazı yazmak güzel bir duygu.Belki de herkes gittikten sonra,yanlız olduğun an daha net düşünceler oluşuyor kafanda.Ya da şu an beynimi etrafta ilgi çekecek bir şahşiyet olmadığından ötürü daha verimli kullanabiliyorum.Biraz önce net düşünceler oluşuyor demiştim.Sanırım yanılıyorum bu konuda.Fikirler yumak haline geliyor ve daha da karmaşıklaşıyor.Belki daha derinlere inebiliyorum ama indikçe kaybolduğumu,kayboldukça inmek için can attığım gerçeğini biliyorsunuz.İşte bu yüzden bu yazının başlılığı ‘Başlıksız’ olarak girildi ve işte bu fikir yumağını rahatlatmak için yazıyorum,yazacağım,yazmak zorundayım çünkü yazmazsam ölürüm.Evet,ölürüm.
Yazdığım kısa-uzun ,içeriği belirsiz benim yazılarım denemeler adındaki bir kategoride toplayacağım.Reyting kaygım olmadığından seyircilere oynamak gibi bir şey yapmıyorum.Siz siz olduğunuzdan ben de ben olarak benim bakış açımla sonuçlar üretmesem de yan fikirler üretmeye , sizlere bir şeyler katmaktan çok kendime bir şeyler katmaya çalışıyorum. Kendi kendine ne katabilirsin derseniz ‘kendini aşmak’ diye bir şey var. Şu an hal-i ruhiyemin vaziyetinden habersizim.Yazdığımı silmekten nefret ettiğimdenn korkmadan ve olayın nerede biteceğinden bir yazar olarak habersiz,konuyu toparlayabilmenin mümkün olup olmayacağını düşünmeden salıyorum şu an kendimi. Gerçekten de bunu yapmamak aslında korkaklık değil midir? Belli kaidelere bağlı kalmak bir sıradışı insan için en fazla alışılmamış bir kalıp olmayacak mıdır? Her ne kadar alışılmamış olursa olsun sonuç olarak bir kalıba girmek ne kadar acı geliyor. Devam edelim biraz konuyu yayarak devam edelim.Serzenişte bulunalım,çözüm önerisi getirmeyi unutmadan, eleştirelim , olumlu eleştirinin varlığını unutmadan , bir şeyleri yapalım,düzeltelim kaygısı içersindeyim.Bu dünyada ayrılacağımızın bilincinde,geride bir şeyler bırakma amacındayım.
Hemen bir başka konuda devam edelim.Beynimden rastgele şeyler çekerek gün yüzüne çıkartıyorum sadece şu an. Yadırgamayınız, yagırgasanız da umrumda olmayacağını biliniz.Son zamanlarda kendimi analiz ederken farkettiğim en büyük gerçeklerden bahsedelim.İlk olarak aşık olmaya aşık olmak gibi bir kavramı mantıklı bulmaya başladım.Ne kadar kullanamasam da gün gelir de sabah uyandığımda sil baştan her şeyi yaşamaya karar verirsem yaşam felsefem olabilecek düzeyde bir kıvılcım. İkinci olarak ise yabancı müzik dinlemek aşırı derecede hoşuma gitmeye başladı.Bunun nedeni Türkçe müzik sözlerinin son zamanlarda anlamsızlaşması mı yoksa yabancı müzikteki sözleri anlayamayıp kendi duygumu anlattığını düşünerek sözleri zihnimde uydurmam mıdır bilemiyorum.Üçüncü olarak zevk alma konusunda sinirlerim daha hassas artık.Yani ne zaman bir kitap , makale , dergi okusam ya da film, tiyatro izlesem eskilerine göre en iyiyi bulduğum hissine kapılıyorum.Hayatta küçük şeylerle mutlu olmayı öğreneli çok olmadı biliyorum.Binlerce sayfalık saçma bir kitabın bir cümlesinin güzelliği benim için okunur kılıyor onu.Sayfalar arasında kaybolmak geliyor içimden.Her kitapta kahraman ben oluyorum.Her kitap benim için yazılmış,her kitapta her rol benim.Ben hem prensesim,en yakışıklı prens hem de kötü büyücü.Hissetmek için kollarımı açtığımda zaman yanılgısını anlıyorum.Hayır deli değilim,ama deli olmak istiyorum.
Ben uyumak istemiyorum.Ya da yeni uyandığımda beş dakikalar dizisinde sonsuza ulaşmak için çırpınıyorum. Düzensizlik içersinde düzenimi kurmak , balta girmemiş ormanlarda ıslık çalarak yürümek , ıssız bir adaya düşmek , Nuh’un gemisinden aşağı atlayıp ‘Su güzel,hadi siz de gelin!’ demek ve edebimle bir şeyler yapıp ebedi olmak istiyorum. Aklıma ne gelirse yapma gayesinde hayattaki beklentilerimi gerçeklere çevirme yolundayım.
Sıkıcı olsa da kimse okumasa da hor görülse de farklı anlamlara çekilse de şu yapılsa da bu yapılsa da ben buyum ve karşınızda duruyorum ve de devam edeceğim.
Pazar, Haziran 20, 2010
1 Yorum