Arşiv | Kitaplık
Paulo Coelho ‘yu esrarengiz ustası J. ‘nin tavsiyesi ile Rusya’ya savuran ‘Kendi krallığını arayış’ yolculuğundan arta kalanlar, kendi ruhuna doğru yürüyüp bambaşka bir insan olma hikayesi ‘Elif’ kitabı. Işık çemberi, esrarengiz olaylar, ruhların geçmişe dönüşleri, keman virtüözü olan Türk kızı Hilâl ile karşılaşmak, Elif noktası, kavramı, hissedilişi…
Coelho ‘nun diğer kitaplarından farklı olarak romanın başkahramanı kendisidir ‘Elif’te. Reenkarnasyon, büyü, sihir gibi kavramlara yazarın diğer kitaplarından aşinaydık, bunlar ‘Elif’te de karşımıza çıkıyor. Ama bu sefer bir eksik olduğu da hemen hissediliyor. Bence bunun nedeni, yazarın Simyacı gibi diğer kitaplarını da okuyan kişiler bahsedilen tüm olağanüstü olayların sadece birer simge hatta imge olduğunu kabul edip, kendi hayatlarında birer karşılığını belirleyerek çeşitli dersler çıkarmaları, ‘Elif’e geldiğimizde ise kabul edilen tüm bu imgelerin Paulo Coelho’nun gerçeği olduğunu farkedip böyle bir noktada geri adım atmalarıdır, benim gibi.
Senin de bizzat gördüğün gibi Elif anlatılamaz. Fakat büyü geleneğinde Elif iki şekilde tarif edilir. Birinci tarife göre geçmişe ve bugüne ait küçüklü büyüklü bütün noktaları içine alan Kâinat’ta bir noktadır. Trende de olduğu gibi bu Elif’i ekseriyetle tesadüfen keşfederiz. Bu olayın gerçekleşmesi için kişinin -ya da kişilerin- o noktayla aynı yerde bulunması gerekir. Bu yere Küçük Elif diyoruz.
Her kitabın yazarı aracılığıyla paylaşmak istediği vardır. Benim ilgilendiğim anlatılanın bana kazandırdığı. Portobello Cadısı ile karşılaştığımda Elif’in bana öylesine az etkisi oldu ki. Elbette Paulo Coelho’nun olayları basitleştirip, kulağa güzel gelen aforizma mahiyetindeki sözleri her sayfada var. Fakat düşünün, istediğiniz bu mu? Arkası boş, ünlü bir yazarın size bir şey katmayan popüler kitabı mı? Samimiyetinden her satırda şüphelendiğim, sonunda “sakın evde denemeyin” anlamında bir not ile kapanış yapan kitap mı aradığınız? Her şeyi bir kenara bırakırsak kitapta edebiyat anlamında karşılaştığınız herangi bir şey var mı?
Büyük Elif, aralarında çok güçlü bir bağ bulunan sahip iki veya daha fazla kişinin tesadüfen Küçük Elif’te bir araya gelmesiyle zuhur eder. İki farklı enerki birbirini tamamlayarak zincirleme bir tepkimeye yok açar. Bu iki enerji…
“Kitaptakilerin %90 lık kısmını yaşadım.” diyen Paulo Coelho’ya da hakkını vermek gerekiyor, yaşadın, etkilendin, roman değeri, anlatılma değeri gördün ve yazdın sayın yazar. Tüm olumsuz eleştirimin yanında eğer kitapta anlatılan, benim görüp de daha önce karşılaşmadığım, bana katacak değeri olan bir mesaj varsa ve ben göremiyorsam diye aklıma bir söz geldi bu satırları yazarken. “İnanç görmediğimize inanmaktır. Bunun mükafatı da inandığımızı görmektir.” St. Augustinus
…fener lambalarını yakan, pillerin içindeki zıt kutuplardır ve ışığın yanmasını sağlarlar. Çekim gücüyle yakınlaşarak çarpışan iki gezegendir onlar. Eski, .ok eski zamanlardan beri tanışan iki âşıktır. İkinci alem, Kader tarafından özel bir görev için seçilen iki kişinin doğru yerde karşılaşmasıyla tesadüfen ortaya çıkabilir.
Hilal karakterini yazarın Türk seçmesini de anlamış değilim, Türk kelimesi birkaç yerde vurgulansa da herangi bir satırda karakterin hareketlerinde bizden bir şey göremedim. Can Yayınları’nı başarılı pazarlaması, Portekizce’den sonra ilk olarak Türkçe baskısının çıkması, Paulo Coelho’nun İstanbul’da kitap ile ilgili özel bir davet vermesi konusunda attıkları adımlar, kapağın milliyetçi duyguları hareketlendirecek kırmızı beyaz tonlarda olmasına ek arka kapağında Türk Bayrağı’nda olduğu gibi ayyıldız hilal (Kitaptaki ‘Hilal’ karakterin gerçek hayattaki adı değildir, bu da ayrı bir taktik)’in olması gibi çeşitli taktiklerle kitabı bu seviye getirdiği için tebrik ederim.
Ek Not: Belirtmeyi unutmuşum. Saadet Özen’in çevirileri ile kitabın bir nebze canlandığını, kendisini tebrik ettiğimi eklemek istedim. Kimi cümleler öylesine gediğine oturan, kök Türkçe’den, rahat anlaşılır, örnek teşkil edecek kadar güzel deyimlerle kullanılmış cinsten ki eklemeden geçilemezdi. Saadet Özen’e tekrar üstün emeğinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Paulo Coelho , Çeviren: Saadet Özen || Liste Fiyatı: 20,00 TL. || CAN YAYINLARI || Yayın Yılı: 2011 || İthal Kağıt ||13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9750712913
Yazarların rutin işleri vardır, düzenli olarak herangi bir konuda yazmak gibi. Elbette biranda ilham ile eserini oluşturanların istisna oluşunu da hesaba katmak lazım fakat mizah adına formda kalmak gerçekten önemli. Kendi edebiyatımızda Ferhan Şensoy, Haldun Taner gibi usta isimlerin düzenli olarak yazdığını biliyoruz. Benim tahminim Woody Allen’ın ‘Eğrisi Doğrusu’ adlı kitabı böyle bir formda kalma eseri. Woody Allen‘ın ne kadar değerli olduğunu belirtmeye hiç gerek duymadan yazıma başlıyorum. “İyi vakit geçirin, o kadarı yeter.” sözü bu kitap için kilit, belirli bir amacı olmadan, ‘gelişigüzel’ halde yazılmış, The New Yorker dergisinde yayımlanmış 17 metinden oluşan, rahat bir absürt mizah örneği kitap.
Sırf Anarşi (Mere Anarchy), Yan Etkiler (Side Effects) ve Tüysüz (Without Feathers) ‘dan sonra Eğrisi Doğrusu’nu (Getting Even) da yayınlayan Siren Yayınları bir tebriği hakediyor. Eğrisi Doğrusu en komiği olarak kabul edilmiş birçok kişi tarafından. Açıkcası ‘çamaşırhane listeleri’ yayıncısını anlatan, Metterling’in Listeleri ciddi anlamda dahiyane bir mizah anlayışına sahip, ironileri her bölümde yakalayıp ustaca hikaye haline getirmesi, akıcı bir dili, rahat okunurluğu çok önemli. Ayrıca entellüktüel bir birikimi olmayan kimse ciddi anlamda kitaba yabancı kalacaktır, bu yüzden çeşitli aforizmaları rahatlıkla kitapta görebilirsiniz. Fakat yaptığı benzetmelerde kullandığı kişiler, esprilerin benim açımdan kimi zaman komik olmaması da söylemeden geçmemem gereken şeyler.
Sokrates intihar etmişti -ya da bize söylenen buydu. İsa öldürülmüştü. Nietzsche kafayı sıyırmıştı. Eğer yukarıda biri varsa, emindim ki kimsenin bunu bilmesini istemiyordu.
Kitap hakkında aklıma kazınan birkaç şey var. İlki etnik mizah. Çeşitli bölümlerde defalarca kimi etnik ırklara, dinlere direk olarak hiciv söz konusu. Woody Allen’da etnik mizahı -doğru bir tanım mı affedin, bilmiyorum- ciddiye almak komik duruma düşmektir, bu konuda söz söylemeden önce bir defa daha düşünmeniz doğru olur çünkü en çok dalga geçtiği konu olan Yahudilik ve Woody Allen da Yahudi. Diğer öge ise ‘Tanrı’ kavramı. Woody Allen’ın Tanrı konusunda ya ciddi şüpheleri, çekememezlikleri, laf atma gereksinimi, bir yarası var ya da ‘Tanrı’ üzerinde yapabileceği esprileri oldukça çok ki kullanabileceği her yerde kullanıyor. Okuyan herkesin dikkatini çekecek bir nokta bu.
Woody Allen’ı Whatever Works, Vicky Cristina Barcelona gibi filmleri ile sevdim ben. Yan Etkiler‘da da belirttiğim gibi ya kültür farkının dayanılmaz etkisi bu karşıma çıkan ya da kendisini sadece sinemada sevmem. Edebiyatta biraz yabancıyım sözlerine.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Woody Allen , Çeviren: Garo Kargıcı || Liste Fiyatı: 14,00 TL. || Siren Yayınları || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt ||13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:6055903244
Önbaskıdan imzalı bir şekilde okuduğum Lüsyen hakkında yazma fırsatını şimdi bulabildim. Nâmık Kemal’in “Hamid! Sana kendi adından daha yüksek bir hitap bulamadım!” dediği yaşadığı dönemde en büyük şair olarak kabul edilen, Makber’i şairi, Şair-i Âzam, 60. yaşındaki Abdülhak Hámid ile Belçikalı bir genç hanım olan Lüsyen’in aşk hikayesi bu.
Abdülhak Hámid tarafından yayınlanan Lüsyen’in mektupları ve çeşitli yan kaynaklarla oluşturulan eserin diğer bir yüzü olan Hámid’in mektupları kayıp. Can Dündar’ın “Lüsyen’in arşivi gelirse kitabı baştan yazacağım.” sözü, bu konuda ne kadar perişan halde olduğuna dair bir kanıt olsa gerek.
Kitap hakkında çevreme dönüp baktığımda oldukça kötü sözler görüyorum. Kimisi büyük küçük ilişkisi hakkında sözler sarf ediyor, kimisi de yazara karşı önyargılar. Geçmişte ‘yaşlı erkek genç sevgili’ barındıran Başucumda Müzik gibi olağanüstü Türkçe eserler varken böylesine bir tarihi gerçeği gözler önüne sermeye karşı yapılan eleştirilerin sahiplerini korkaklıkla suçlarım. Açıkcası muhafazakarlıktan hiçbir şekilde ödün vermeyerek belgesel niteliğinde bir roman yazılmış olması gerçekten çok önemli ve taktire değer. Yazar eğer isteseydi tarihi boşlukları postmodern bir şekilde ele alarak kendince ayrıntılarla doldurarak bize istediği mesajla birlikte sunabilirdi. Elbette kimi gerçeklerden sonra buna da ihtiyacımız var fakat Can Dündar’ın yaptığının zor olan olduğunu söylemekte haksız sayılmam.
Atatürk’ün sert çıkışlarıyla, Türkçe için yerinde attığı adımlar ve stratejik hareketlerini böylesine net gördüğüm başka bir eser yok. Birçok kişi “bir çağ yangınının tam ortasında yaşanmış inanılmaz bir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor eseri, ne kadar da haklılar! Tarihe Gizlenmiş Bir Aşkın Hikayesi’nin daha ortaya çıkabilmesi ne kadar güzel, aşkı yücelten bir olay.
Lüsyen’in saf aşkının içinde de çıkar, gelecek korkusu, istikbal arayışı, kendini garanti altına alma ve bir baba arayışı var. Bütün bu herc-ü merce aslında aşk diyoruz.
Devletin ve bir adamın iktidarsızlaşma serüveni olan kitapta Atatürk, Tevfik Fikret, İnönü, Nâzım Hikmet, Mehmed Âkif, Victor Huga, Oscar Wilde, Namık Kemal gibi devrin ağır taşlarıyla da karşılacaksınız. Sizi ara ara selamlayan fotoğrafların yanında başta Şair-i Âzam olmak üzere bu şahşiyetleri de yakından tanıma imkanı bulacaksınız.
Bu şaşalı günlerin ardından, kader kendisine bir mezar taşını bile çok gördü. Lüsyen’in, Zincirlikuyu’daki kabrine mezar taşı yaptırmak için özel izin aldım, zira birinci derece yakınları dışındakilerin böyle bir hakkı yokmuş. Mezar taşını Şubat gibi yaptırmayı planlıyoruz. Bunu Lüsyen’e borçlu olduğumu düşünüyorum.
Can Dündar
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Can Dündar || Liste Fiyatı: 28,50 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt ||12,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9750712333
The Playbook: Suit up. Score chicks. Be awesome.
Türkçe’ye kitabın adı ile yine ve yine alakasız bir şekilde Kankanın Av Rehberi, Yeni Başlayanlar İçin Tavlama Sanatı olarak çevrilen kitap How I Meet Your Mother dizisinin karakterlerinden Barney Stinson ve Matt Kuhn tarafından (sözde) kaleme alınmış.
Yeni Başlayanlara, Amatörlere, Haftasonu Savaşçıları ve İleri Seviyedekiler için Taktikler diye ayrılan kitabın beni en çok güldüren bölümü tek sayfalık ‘Hatunlar için Av Rehberi’ydi.
Yazıyı fazla uzatmadan kısa bir örnek taktik ile sonlandırayım diyorum. İyisi mi siz HIMYM’ı izlemeye başlayın, bu taktiklerle ve dahasıyla dizinin akışında karşılaşın.
İşte ilk örnek alıntı;
Milyarder
Başarı oranı: %100
Hedef: gelmiş geçmiş her dönemin ve dünyanın tüm kadınları
Gerekenler: 1.000.0000.0000,00 dolar
Hazırlık süresi: büyük ihtimalle birkaç ömrün geçmesi gerek
Olumsuz yanları:
- vergi oranları
- hayır kurumlarına yüklü çekler yazmaktan elleriniz kopabilir
- mega yatın yapılması çok uzun sürer, sonuçta bittiğinde çoktan demode olmuştur, ah!
Taktik
- Bir milyon dolar biriktirin.
- Kadınlarla yatın.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Barney Stinson, Matt Kuhn || Amazon || Liste Fiyatı: 13,00 $. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 8.2 x 5.4 x 0.7 inches || Karton Kapak || ISBN:9781439196830
Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’nun İsimle Ateş Arasında adlı kitabından sonra günlük hissi veren, yazarın değişik zamanlarda yazdığı gezi notları ve denemelerinden oluşan Yol Haliadlı eseri imzalı okuyabilme imkanım oldu.
Kitabın girizgâhından da anlaşılacağı gibi Be’nin noktasına bir parantez açılarak başlayıp, Yol Hali adı altında denemelerinden bir kitap oluşturarak varoluşuna, hayata ve almakta olduğu yola açık ama ince bir gönderme yapılıyor.
Ya nakkaş! Biraz gez, dünyanın hiç kimsenin olmadığını anlarsın. Nereye kök salsan bir başkalık, bir yabancılık taşıdığını. Nereye adım atsan sona kaldığını. O zaman anlarsın Âdemden bu yana bu yer’li olmadığını. O ilk adımın hatırası yerli yerinde bu kadar taze dururken, neyi neresinde kurcalarsan, arkasından bir iğretilik bir sonradanlık çıkacağını. Mülkün Gerçek Sahibi bu kadar zahirken, toprak üzerinde kimsenin kimseye öncelik hakkı bulunmadığını, sadece bazılarının biraz erken; bazılarınınsa biraz geç kaldığını.
Otobiyografik nitelik taşıyan bu kitap sıcak bir öznellik hissi verdiği gibi kimi bölümlerde otobiyografiden çıkıp yazarın kendi kendisine yazdığı notlarla günlük havasına da bürünüyor ve bazen bir adım geri kaçarak size bir gazetede inceleme yazısı olarak yayınlandığını hatırlatıyor. Bu yüzden bir bütünlük yakalamak zor fakat etkileyiciliğin her bölümde kendine has bir şekilde var olduğu aşikar.
Gören hangi hakla yalnızlıktan şikâyet edebilir? Mevsimler bütün işlevleriyle emrinde, renkler bütün cilveleriyle hizmetindedir. Yıldızlar onun için doğar, çicekler onun için abideleşir, güneş, kuşların kanadında, onun için, alâmisemanın bütün nüanslarında geçit resmi yaptırır. Şehrin bütün kadınları onun için giyinip süslenir. Çocukların tebessümü onun içindir.
Kitabı düşündüğümde ilk aklıma gelen Troya hakkında ayrıntılı bir inceleme yapılmış olması ki bu inceleme öylesine rahat ve derinlere inse de bir o kadar da sizi sıkmayan halde. O sıralar (ki halen bitirmiş değilim) İlyada okuduğumdan bölümler benim için daha anlamlı olmuştu. Ayrıca beni etkileyen bir başka bölüm ise öğrencilerinin eserlerini, fikirlerini taktir etmesi (ki bunlardan Troya destanını Troya atının bakış açısıyla anlatan gerçekten olağanüstü) ve çeşitli denemelerinde öğrencilere ne kadar empati yaptığını gözler önüne koymasıydı.
Emin olmak için taktir bekler sanatçı.
Kitap hakkında aldığım notlarda tevekkül-isyan hali, rüzgara bakış, yağmur betimlemelerindeki Trabzonluluk hali, hoca olmanın, yazılı kağıtlarına bakışın bir başka yönü ve kitaplık düzenlenmesindeki şefkat ve hassaslık gibi konular var, hepsinden uzun uzun bahsetmek yerine kitapla bunları keşfetmenizi istiyorum. İnanıyorum ki pişman olmayacaksınız.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu || Timaş YAYINLARI || Liste Fiyatı: 14,50 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:6051143095
Ahmet Hamdi Tanpınar ‘ın okuduğumda ilk kitabı olan ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde oldukça sembolist bir dil ile karşı karşıya olduğumu hemen hissettim. Nuri Efendi, Mübarek adında bir saat ve Halit Ayarcı ‘nın hikayesinden bahseden bu başyapıtta sosyal sorunları söz altından, okuyucuya hissettirmenin temel amaç olduğu oldukça aşikar.
Türkiye’nin o dönemdeki en önemli durumu ve bir takım çevreler tarafından tam olarak anlaşılmaması nedeniyle sorunu haline gelen batıyı yakalamak, zamanla batıyı taklit etmek ve sonunda da batının hedeflenen bilim ve tekniğini değil de sadece şeklini alabilmek oldukça ironik bir şekilde işlenmiş. Genel anlamda içinde bulunulan durumu sessizce simgelerle eleştiren kitap bir serzeniş gibi de. Kitapta oldukça fazla sayıda psikolojik tespit yer almakta, bunların yanında kullanılan mizah da bana bir başka iç eleştiri gibi geliyor ve hemen ‘Gülerim ağlanacak halime’ sözünü aklıma getiriyor.
Yazarın anlatım ve üslub olarak bu yolu seçmiş olması hem az okuyan hedef kitleye yönelik olabilmesini hem de bir serzenişte daha bulunabilmesini sağlamış. Ayrıca kitapta kullanılan dilin kısmen günümüze göre ağır olmasını da dönemin özelliklerini her parçasında hissettirmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Kitap hakkında farkettiğim diğer sembolist ögeden bahsedecek olursak Dr. Ramiz tarafından yapılan psikanaliz seansları batıdan Freud ‘a bir iğneleme olduğunu görebiliriz.
Kitabımızın ana karakteri olan Hayri Bey doğu-batı arası çatışması temsil ediyor. Olaylara karşı verdiği tepkileri biraz daha iyi incelediğinizde tutumunun hemen ortaya çıktığını görüyorsunuz. İş olsun diye gereksiz yere kurum kuran bu kişi, yıllar boyunca kurumu işletmesi ve hatta önemseyip hakkında kurumca çeşitli kitaplar çıkarmaları kendisini bağnaz bir karakter yapıyor. Fakat zamanla farkediliyor ki batı sentezinde yaşanan değişim ile gelenlere içten içe de sıcak bakıyor ve bunları istiyor. “Nedir Saatleri Ayarlama Enstitüsü?” diye soran Beşir Ayvazoğlu ‘dan da benzer bir cevap almak mümkün: “Sözümona saatleri ayarsızlığı yüzünden kaybedilen zamanı kazanmak için kurulmuş, etrafında Saatleme Bankası, Saat Sevenler Cemiyeti gibi aynı şekilde lüzumsuz bir yığın kuruluş yaratan tepeden tırnağa kadar abes bir müessese.”
“Dostumuza kendine göre bir iş bulun… Çalışmaması icap eden, ataleti müessese için faydalı bir iş… O zaman mesele hallolur.” (SAE, s. 314).
Zıt tutumları içinde barındıran bu karakter kitabımızda odaklanması gereken önemli bir yerde. Tüm bunlar olurken sürekli sembolik olarak karşımıza çıkan zamanı da yaşanan değişim ile eşleştirebiliriz. Hayri İrdal ve Halit Ayarcı’yı da genel anlamda iki zıt karakter olarak yorumlayabiliriz. Tüm bunların yanında alınan haybiye vergiler de eklendiğinde dönemin yöneticilerine yapılan ağır bir eleştiri olarak yorumlanabilir ve tüm bunlar ile kitabın mizahi yapısı düşünüldüğünde Türk edebiyatında yeri asla unutulmaması gereken bir kara-mizah örneği olarak yazılmıştır.
Devlet Tiyatrosu’ndan Özgür Yalım’ın “Tanpınar’ın kült romanından uyarlanan oyun, saat ustası Nuri efendi ve ayaklı İsveç yapımı eski bir duvar saati olan Mubarek üzerinden, saat-zaman-insan ilişkilerini irdelerken, Türk insanının doğu ve batı arasındaki bölünmüşlüğünü de gözler önüne sermektedir.” sözleri söylediklerimi destekler niteliktedir.
Yazarın kitap ilhamını bir yurt dışı gezisinde almış olması da oldukça olası. Çünkü yapılacak bir doğu-batı sentezi ve aradaki farklılıklardan ironiler oluşturarak mizah yapmak ancak diğer kültürü incelemekle mümkün olabilir. Kitaplık dergisinden Hakkı Kurtuluş, Haziran 2005 ‘te yayınlanan sayıda yazarımız Tanpınar’ın Paris seyahati sırasında Paris rasathanesi duvarında yer alan “ville de paris. l’unification de l’heure centre horaire” sözü ile ilham aldığını söylerek bu düşüncemi destekliyor.
Doç.Dr.İsmet EMRE, Türk Edebiyatında Bir Simulasyon Roman: Saatleri Ayarlama Enstitüsü isimli makalesinde “Meseleye daha tarafsız ve başlangıçta tez gütmeden yaklaşan yazarlarımızdan biri kuşkusuz Ahmet Hamdi Tanpınar olmuştur.” diyerek Tanpınar’ın objektifliğine vurgu yapmıştır. Bunun örneği olarak da karakterlerimizin sıradan, sessiz bir hayat yaşamaları ve mutlu olmaları doğu yönüne ağır basan fakat bir yandan da değişim için, hayatlarını daha da iyi yapmak için uygulamaya çalıştıkları şeylerile de batıya yönelik çağrışımlar bulunmakta.
Sonuç olarak kara-mizah ile ironik bir üslup kullanılarak oluşturulmuş bu eserde doğu-batı arasındaki gidiş gelişlerde tereddütler mükemmel bir şekilde anlatışmış.
Not: Bu içerik Rıza Selçuk Saydam tarafından Çankaya Üniversitesi tarih ödevi için oluşturulmuştur.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Ahmet Hamdi Tanpınar || Liste Fiyatı: 19,00 TL. || Yayın Yılı: 2008 || İthal Kağıt || 14×20 cm || Karton Kapak || ISBN:9759951467
Sayfa 1 - 2212345...»Son »
Perşembe, Mayıs 26, 2011
1 Yorum