6 Mart 2010 tarihinde Bilgi Yayınevi sayesinde Turgut Özakman ile tanıştım, kendisi ‘Cumhuriyet’ adlı kitabını içtenlikle imzaladı. Hemen kitabı okumaya başladım ve daha önce bilmediğim bir çok ayrıntı ile karşılaşıp şaşırmamı, ufkumun genişlemesini ve geçmişimle daha sağlam bir şekilde gururlanabilmemi sağladı. Yapılan fedakarlıkları hissettikçe insan ister istemez duygulanıyor gerçekten. Haklı savaştan sonra barışı sağlayabilmemiz için gereken diplomatik zaferleri ve Türk’ün medeniyetler seviyesine ulaşmasının önündeki engellerin nasıl bir bir aşıldığını, bu yolda çekilen zorlukların atalarımızı nasıl yıldırmadığını, Mustafa Kemal Atatürk ‘ün ve silah dostlarının bizler için yaptıklarını anlatıyor.
Türkiye Üçlemesi
- DİRİLİŞ & Çanakkale 1915
- ŞU ÇILGIN TÜRKLER
- CUMHURİYET & Türk Mucizesi
Kitabın öncelikle serinin üçüncü kitabının birinci cilti olduğunu belirtelim. Kitabımız Şu Çılgın Türkler’de kalınan yerden Cumhuriyet’in ilanına kadar olan dönemi ele almakta. İkinci cilti de merakla bekliyorum çünkü çok hassas örnekler vererek yol alıyor. Atatürk’ün Türk – Kürt kardeşliği hakkındaki konuşması ve meclisteki Kürt vekilllerin de ‘Türk ve Kürt kardeşleriz, birbirimizle iftihar ederiz.’ sözleri, Zağnos’ta ilk Türkçe hutbenin Atatürk tarafından verilmesi ve hutbenin anlaşılabilir olmasının getirdiği olumlu sonuçları, Atatürk’ün kendisine padişahlık ve halifelik teklifi getiren hocaların isteğini milli iradenin hakim kılınacağını söylerek reddetmesi, yıllarca derin uykuda olan halkın yapılan devrimleri içtenlikle kabul ederek gelecek hakkında sürekli kaygılanarak ön saflarda yer alması gibi önemli örneklerin günümüzce anlaşılmasının büyük önemli var.
Özellikle Mudanya Ateşkeş Antlaşması ve Lozan Barış Konferansı hakkında ayrıntılı anlatım benim için büyük önem taşıyor.. İsmet Paşa’nın günlerce uyumadan Türkiye ‘nin diğer devletlerle eşit olabilmesi ve devletin ufacık bir hakkının dahi korunabilmesi için verdiği diplomatik savaşın önemi mükemmel bir şekilde yansıtılmış, yapılan fedakarlıklar, restler, haklı savaşa heran hazırlıklı bir şekilde barış için atılan adımlar, uygulanan stratejiler ve ödün vermemek…
Atatürk’ü daha iyi anlayabilmek ve dönemin şartlarını hissedebilmek için kesinlikle bu kitap okunulmalı. Turgut Özakman yaklaşık 200 sayfa olan dipnot & açıklama bölümüyle de günümüzde yapılan bir çok bilgi kirliliğini düzeltiyor, bu yanlışları yapanları esefle kınıyarak açıklıyor. Benim tek rahatsız olduğum ayrıntı dipnotlar ile açıkalamar bölümünün birleştirilmiş olması. Açıklamaların sayfa altlarına derkenar şeklinde yazılmasını, dipnotların da olduğu gibi kalmasını isterdim. Okunma açısından oldukça rahatsız edici.
Her ne kadar bu aktif yılların özeti niteliğinde olsa da zihniyeti ve devrimlerin anlamlarını yansıtabilmek açısından gerçekten başarılı bir kitap.
Tevfik Paşa’nın 1921 Londra konferansında, söylentiye göre, Ankara temsilcilerini göstererek, güya ’sözü milletin hakiki ve meşru temsilcilerine bırakıyorum’ dedği yaygın bir söylentidir. Bu nedenle de yurtsever diye anılır. Bu söylentilerin gerçekle ilgisi yoktur. Doğrusu şu: Tevfik Paşa konferansta, İstanbul hükümetinin görüşlerini açıklamış, sözünü Ankara’nın da çağrılmasından şikâyet kokusu taşıyan şu cümle ile bitirmiştir (sadeleştirilerek): “Ankara Millet Meclisi tarafından seçilmiş ve o Meclis adına söz söylemeye yetkili temsilcileri davet ettiniz; size sunacakları önerileri açıklamaları için sözü kendilerine bırakıyorum.“(Konferans tutanağı, Ali Türkgeldi, Mondros ve Mudanya Mudanya Mütarerekeleri Tarihi, s.137 ; Bekir Sami Bey’in raporu, Atatürk’ün Dış Politikası, 1.c , 2.239)
O konferansa katılan Ankara temsilcilerinden biri de M. Esat Bozkurt’tur. M. Esat Bozkurt şöyle yazıyor: “Milli heyet içinde bulunuyordum, İzmir mebusu sıfatıyla. Tevfik Paşa sözü milli heyete bırakmadı. O ihtiyar haliyle uzun uzun söyledi ve yalnız hilafet ve saltanak haklarını müdafaaya çalıştı. (…) Tevfik Paşa’nın esasen sözü Ankara’ya verdirmiş olması söz konusu edilemezdi. Çünkü konferansa Ankara’yı devletler davet ediyordu. Ankara oraya söz söylemek için gitmişti. Londra konferansında Tevfik Paşa’ya vatanseverlik hesabına düşün şey, memleketi, milleti hakıyla temsil eden Ankara delegelerinin huzurunda sükût ederek çekilip gitmekti. Böyle büyük tarihi rolleri yapmak her yiğidin kârı değildir. Tevfik Paşa da yapamadı.” (Türk İhtilalinde Vatan Müdaafası, s.45 )
İşte masalın aslı bu.Tevfik Paşaların görevleri ve ödevleri, millet haklarını değil, saltanak haklarını korumak, istediklerini yapmaktır. Tersi hiç olmamıştır. Çünkü kendilerini milletin değil padişahın hizmetinde görüyorlardı. Ortaçağ sistemi budur.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Turgut Özakman || Bilgi Yayınevi ||Liste Fiyatı: 20,00 YTL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13,3×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9752203181

“Olağanüstü” dünyaların yaratıcısı İhsan Oktay Anar yine, tarihin gizemli sayfalarını aralayan, adeta masalsı; ironik ama derin felsefi anlamlar yüklü, şaşırtıcı, sürükleyici bir romanla çıkıyor karşımıza…
Aynalar, atlaslar, okunması yasak sır dolu kitaplar, savaşlar, gülleler, yeniçeriler… üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyonda ilâhî düzeni bozmaya meyyal bir kaptan, karanlığa ve kırmızı atlasa sarılı bir deniz seferi…
Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil’le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı.
Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp Gel yâ mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil’in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: İhsan Oktay Anar || İLETİŞİM YAYINLARI || Liste Fiyatı: 17,50 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9750503724
Basitlik Kanunları adlı kitap bilinen gerçekler topluluğunun farkındalığından emin olma amacıyla ‘basitlik’ konusuna odaklanarak yazılmış bir MediaCat kitabı.
Bebeğin insanı sinir edebilecek kadar gelişmiş varlık olmasına karşın merhamet uyandıran basit görünümülü, sevimli hallerinin bilinçli bir korunma mekanizması olarak çalıştığı gerçeği beni oldukça şaşırtan şeylerden. Kitabın yazarı John Maeda konuya öylesine hakim ki herangi bir ögeyi yadsımadan olabildiğince net şekilde bizlerle basitliği yakalama formülleri olduğu kadar nereye kadar basitlik sorusunun da cevabını paylaşıyor. Gelişmiş mekanizmalardan (örn. Buldozer) beklentimiz çok olduğundan herangi bir ters durumda üründen soğuduğumuz gerçeğini alt yapı alarak basitliğe ulaşmak için verdiği yollardan biri olan ‘beklentiyi kısmak veya daha tahammül edilebilir hale getirmek’ konusunda çeşitli örnekler veriyor. Böylece daha küçük, daha değerli ve daha mütevazi,basit bir ürüne ve Buldozer’e karşı olan merhamet duygumuzu karşılaştırıyor. Yoğun bir günün kasiyer kuyruğunda market yetkililerinin kurabiye dağıtması gibi çeşitli basitliğe giden yollar hakkında örneklerle insanın ufkunu açıyor, Apple’ın iPod satmakta kullandığı tekniklerden(örn. arka yüzeyini ayna yaparak daha ince gözükmesini sağlama), Ikea’nın stratejisinden bahsediyor.
Tasarım, teknoloji, iş ve yaşamda başarı için gerek içerik, gerek kapak tasarımı olarak ‘basitlik’le uyumlu olması amacıyla özen gösterilmiş, satır aralarında John Maeda ‘nın anılarıyla da güçlendirilmiş. Kitabın konu başlıklarıysa şöyle;
On Kanun
- AZALT Basitliğe ulaşmanın en basit yolu dikkatli bir şekilde azaltmadır.
- DÜZENLE Düzenlemek, çok olanın az görünmesini sağlayan bir sistem yaratır.
- ZAMAN Zamanda yapılan tasarruflar basitlik gibi gelir.
- ÖĞREN Bilgi her şeyi daha basit kılar.
- FARKLILIKLAR Basitlik ve karmaşıklığın birbirlerine gereksinimleri vardır.
- BAĞLAM Basitliğin periferisinde olan şeyler kesinlikle daha az önemli değildir.
- DUYGU Daha fazla duygu daha azından daha iyidir.
- GÜVEN Basitliğe güveniyoruz.
- BAŞARISIZLIKBazı şeyler asla basitleştirilemez.
- BİR Basitlik bariz olanı çıkarmak ve anlamlı olanı eklemektir.
Üç Anahtar
- UZAK Çok olan şeyleri basitçe uzaklaştırırsanız az görünürler.
- AÇIK Açıklık karmaşıklığı basitleştirir.
- GÜÇ Daha az kullan, daha fazla kazan.
Ayrıca kitap hakkında yardımlaşma platformu olarak lawsofsimplicity.com adresi de bu amaca hizmet ediyor.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: John Maeda , Çeviri: Zeynep Kökkaya Chalar || MEDIACAT KİTAPLARI || Liste Fiyatı: 15,00 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 14,5×21,5 cm || Karton Kapak || ISBN:6055755294
Kitaplıklar benim hep ilgimi çekmiştir. İçlerinde keşfedilmeyi bekleyen nadide kitaplar, açmamış çiçekler, yaban otları daha neler neler olabilir. Macera ruhlu okuyucunun karşışısına ne çıkacağını bilmeden, yeni bir şeyler tatmak için raflar arasında rahat, bir o kadar da dikkatli bir gezişi… Kendisini cezbedebilmeleri için kimi zaman daha da yaklaşmak ve ismini sorarcasına adını araması gözlerin, ardından kitabın arka kapak yazısıyla ilgilenmek… Ve işte! Bir tanesi ilgi çekmeyi başardı, aslında bir okuyucu daha ilgisini çekimine bıraktı.
Arka kapak;
Kitabın tam da burası birçok okur adayının parmak izleriyle doludur…
Bu yönüyle ciddi bir delil kaynağıdır kitap arkaları… Kitap hakkında ön bilgiye sahip olmak isteyen olgun birey, bu bölüme kendinden emin tavırlarla göz atar…Ve yazılanları beğenirse, kitabın sayfalarını hızla çevirir:
Pırrrrrrr!
İşte yazarın aylarını, yıllarını verdiği emeğin somut
ifadesidir sayfalardan gelen bu ses: Pırrrrrrr!
Eğlenceli…
Neşeli…
Sevimli…
Efsunlu…
Kendinizi de içine sıkça bulabileceğiniz, detaylarla dolu bir kitap oldu…
Evde, işyerinde, sokakta, tatilde, orada, burada, şurada okunabilecek… Öyle ‘şenlikli’ yaşıyoruz ki hayatı…
Hüzünle, dertle, sıkıntıyla çevrili olsada dört yanımız, an geliyor gülebiliyoruz da en kudretlisinden…
Bu kitap içerisinde bu ‘an’ları yaşayabileceksiniz bolca…
Geri kalan kısmı biraz serzeniş, biraz isyan, öfke…Ya da her ne ise ‘o’…
Fazlasıyla parmak izi bıraktınız kanımca…
Ya diğer parmak izlerine de boş alan kalsın diye kitabı usulca yerine bırakın…
Ya da kitabın kapak arkası bölümünü beğenen her okurun yaptığına geçin: Pırrrrrr!
Zeki Kayahan Coşkun ‘un mizahî denemelerinden oluşan, özellikle kadın-erkek ilişkilerine takıldığı, nostaljik temalar üzerinden kurgulanarak yeni bir hikaye yerine mevcutlarından üzerinden bir takım kültürel birleştirmelerle espiritüel yaklaşımlar yer alıyor. Hüzünlü hatıraların desteğiyle durgunlaştırdığı gidişatta biraz yansımaların, biraz da ağızdan çıkan kimi yöresel kelimelerin birebir harflere dökülmesiyle, basit espirilerle sessizlikteki zayıf sesin duyunurluluğuyla mizah yapılmaya çalışılmış. Gel gelelim herkesin yaşadığı, bildiği kimi nostalji ögelerinin yenilenmesi dışında kitapta kayda değer bir şey yok.
Bu kitabın kitaplığımda ne aradığına dair en ufak bir fikrim yok. Olsun, iyiki ordaymış da, okumak her türlü güzel. Farklı bir macera oldu.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Zeki Kayahan Coşkun || BİRHARF YAYINLARI || Liste Fiyatı: 2,90 TL. || Yayın Yılı: 2005 || İthal Kağıt || 13,5×19,4 cm || Karton Kapak || ISBN:9758961284
İmzalı olarak gelen Elif Şafak’ın Kağıt Helva adlı kitabında kendisinin yazarlık geçmişine yolculuk yapıyoruz, M. K. Perker’in olağanüstü renkli illüstrasyonları eşliğinde kimi zaman alınan yol kadar o yolu alırken yaşadıklarımızın da ne kadar önemli olduğunu vurguluyor yazar.
Yazarın diğer kitaplarını okuyanlar için daha da anlamlı olan Alıntılar Kitabı ile zamanında hissettiklerimi tekrar hissettim. Farkettim ki o zaman hissettiklerime kimi zaman küçümseyerek, kimi zaman da imrenerek bakıyordum. İnsan ne kadar da hızlı değişiyor. Düşündüklerim o kadar farklılaşmış belki de gelişmiş, hem de hatıralar geleceğimi öyle perçinlemiş ki dönüp geçmişe bakarken buruk bir gülümsemenin yüzümde belirmesini önleyemiyorum.
Ayrıca eserin fiyatının yüksek olmasını gerçekten yadırgıyorum, önyargıları bir kenara attığımda dahi bu eserin benim hissettiklerimi ortaya çıkartmak için mi yoksa yazarın gelir elde etme amacından ötürü mü oluşturulduğuna kesin bir cevap veremeyeceğim. İçeriğin de önceki kitaplarından derleme olduğunu, yani M. K. Perker’in olağanüstü renkli illüstrasyonları dışında sizleri yeni bir şey beklemediğini, sözlerin de daha önce bir çok yazar tarafından özellikle tasavvufi edebiyatta sıkça karşımıza çıkan yazarlar tarafından defalarca yinelenmiş sözlerin kelimelerinin sadeleşmiş halleri olduğunu belirtmeden edemem. Sizleri yazarın önsözüyle ve akabinde kitaptan seçtiğim alıntılarla birlikte bırakıyorum. Tadını çıkarın.
…
Derken o yolculukta bir an geliyor, durup geriye bakma gereği duyuyorum. Geçtiğim yolları, uğradığım durakları, güzergâh boyu karşılaştıklarımı anımsıyorum. Bu kitap dünden bugüne yazdıklarımdan ufacık bir seçkidir. Bir alıntılar kitabı. Karın doyursun diye değil, tadımlık niyetine.
Kağıt üzerine konumuş birkaç tatlı kelam.
Kağıt helva.
Elif Şafak
(daha fazla…)
Cuma, Mart 19, 2010
Yorum Yok