Arşiv | Bilim-Mühendislik
Bu kitabı okumamı sağlayan Kemal Ozan Lüle ‘ye teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum. Ciddi anlamda böyle şeyler çok hoşuma gidiyor. Çevremde bilime bir sanat olduğunu bilerek yaklaşan, eğlenceli hale getiren kitapları okuyan ve araştıran insanların bulunması kadar beni mutlu eden hiçbir şey yok. Arkadaş ortamımda ciddi konuların büyük bir neşe ve beyin fırtınası halinde ele alınması beni arkadaşlarıma daha da bağlıyor.
Tübitak tarafından yayınlanan bu kitapta hayatınıza yeni bir bakış açısı ve renk getirecek soru-cevaplarla buluşacaksınız.Gündelik yaşamda sürekliliği nedeniyle farketmediğimiz ayrıntıların altında yatan bilimsel durumları yorumlamınıza imkan tanıyan bu kitabı mümkünse tek başınıza okumamanızdır. Gündelik Bilmeceler , ‘neden’ sorusunun anlamını öğretiyor bizlere. Ben bu kitabı Ferhat Emre Gültekin ile hadi biraz oyun oynayalım mantığıyla kısa bir sürede bitirdik. Kitabın dizgisi gerçekten olması gerektiği gibi. Bir soru bir cevap şeklinde değil de önece sorular ve sonra da cevaplar halinde verilmiş. Böylece hemen altında olmayacan cevabı öğrenmek kadar ona ulaşmak için bir çaba gösterebilmemize fırsat tanınmış. Eğer altında olsaydı insan istemese de kopya çekiyor,birbirimizi kandırmayalım. Ayrıca mutfakta,günlük hayatta,filmlerde gibi çeşitli kategorilere ayrılarak dikkatimizi daha iyi bir şekilde toplamamızı sağlamışlar. Kitabın en can alıcı noktası ise kafa patlatalım kategorisindeki soruların yanıtının olmaması. Yani bizler için bir kapı açmış olması. Bazı soruların basit gelmesi sizi yanıltmasın. Aslında çözüme kendinizin ulaştığı tüm soruları basit olarak yorumlamak kendinizi küçümsemek oluyor. Cevaplara ulaşabilmenizin en önemli nedeni çevrenizi diğer insanlardan daha farklı bir bakış ile görmenizdir. Bu bakış açısını kaybetmemeniz ve geliştirmeniz dileğimle. Mücizeler içinde yaşıyoruz, farkedenlerin yaşamdan daha fazla zevk aldığı kesin.
Beğendiğim birkaç soruyu sizlere sunayım. (Cevapları merak edenler yazıyı yorumlayabilirler,herkes sadece bir cevap talebinde bulunabilir.Cevap vermek serbest tabiki. )
- Çayı karıştırdığınızda çay yapraklarının nerede durduğuna dikkat edin. Çay yaprağı parçacıkları neden merkezkaç kuvveti yüzünden fincanın kenarını yapışmıyorlar da dibe ortaya çöküyorlar dersiniz?
- Önceki gün arkadaşımız oğlu ayakkabılarını cilalıyordu. Ancak elde ettiği parlaklık ile ne o yapışkan cila ne de kullandığı fırça arasında bir bağlantı kurabildi. Çok şaşırmıştı. Ona yardım edebilir misiniz?
- Televizyon seyrederken belirli bir perdeden hımlamanın (ağzınız kapalıyken ‘m’ sesi çıkarmanın) ekranda sadece hımlayan kişi tarafından görülebilen yatay çizgiler oluşmasına neden olduğunu keşfetti. Üstelik hımlayan kişi bu ton ile oynayarak çizgileri sabit tutabiliyor,aşağı veya yukarı oynatabiliyormuş. Tuhaf değil mi?
- Gökyüzünün mavi görünmesi nedeni şöyle açıklanır: Atmosferdeki parçacıklar tarafından saçılıma uğratılan ışığın şiddeti dalga boyu kısaldıkça artar. Mavi ışığın dalga boyu kırmızınınkinden daha kısa olduğundan gökyüzü mavi görünür. Ancak mor ışığın dalga boyu mavininkinden bile kısadır. Peki o zaman gökyüzü niye mor değil?
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Dipankar Home/ Partha Goose ,Çeviren: Özlem Özbal || Yayınevi: Tübitak Yayınları l || Liste Fiyatı: 5,00 TL || Yayın Yılı: 1998 || İthal Kağıt || 11×18 cm || Karton Kapak || ISBN:9754030413
Yazımıza başlamadan önce ufak bi ünlemle belirtmeliyim ki bu yazı ‘Deli Defteri‘ adlı dergide yayınlanmak üzere yazılmaktadır.Karşınızda olan doğal halidir.Dergideki olan Hayri Vaka tarafından makyajlanmış olabileceği gibi hiç dergiye çıkamayabilir de.
Ephraim Kishon kitabımızın yazarı.İsrailli mizâh ve senaryo yazarı , yönetmen.Nazilerden kendini zor kurtarmış beynelminel bir kişilik olan yazarımız savaş yıllarında dahi mizâhını konuşturmayı başarmış.Şöyle dönüp bir de ülkemizdeki edebi kişiliklerimize baktığımızda Aziz Nesin ‘e benzetiriz.Aslında kim kime benzer bilmem ama verdikleri tadı benzetir işte damağım birbirine. Macaristan’da doğar,döner dolaşır oralarda olur hep.Rüyalarını Macar dilinde ama İbranice alt yazılı olarak gördüğünü de iddia eder kendisi. “Ben yazar değilim, mizahçıyım. Ancak ölünce yazar olursunuz.” sözünün de sahibi.Kendisi pek renkli de biraz da kitaptan bahsetmek gerek.
Kitabımızı illaki gülmeliyim diye açıyorsak gülebileceğimiz yerleri kaçıracağız.İlk olarak bunu bilmeli.Sonra politikacılarla bol bol gır gır geçeceğiz ki bunu kesin bilmeli.Mizah bu,alınacak yer değil kafamıza bir şeyler alacak yer bulmamız gerek.
Ne mi anlatıyor? Dolniker adında yaşlı mı yaşlı,kurnaz mı kurnaz bir politikacımız var.Kendisi pek bir nutuk atma hastası,aynı zamanda da parti başkanı.Tansiyonunun ve kalp krizlerinin etkisiyle doktorundan son bir uyarı gelir.Yorucu tempoyu askıya alarak şehir gürültüsünden kati olarak uzaklaşmak amaçlı devletin en ücra köyüne gitmelidir,tabii sekreteriyle.Bilinmeyen yere ayda bir Kooparatif kamyonu gelir,başka da kimse gelmez.Köyde bitek Kooparatif kamyonun şöförü bi’ de Bay Şolthas’ı tanırlar,o da Kooparatif’in müdürüdür.Ama büyük adamdır o.Memlekette ondan büyüğü yoktur.Bir de sular idaresindeki bir bey vardır,hani köye su getiren; ama o –kutsal bir kişiyi anarcasına ses alçaltılarak- mühendistir! Kim nereden tanısın bizim ünlü devlet adamımızı?
Gel zaman git zaman bizim devlet adamımızın da adı mühendise çıkar ve kendini kabullendirmeye,kabullendiremeyince kaçmaya,kaçamayınca belediyeye çıkışmaya,belediye de olmayınca muhtarı aramaya koyulur.Sonunda ilk kıpırtılar başlar ve muhtara kendi kiraladığı arabasını vermeyi teklif eder.Zor kabul ettirir bu teklifini de.Ne de olsa araba ile hayvan yemi,ot filan taşınır;insan değil.Sonra bu anlayış değişir ve araba sevdası başlar köyde.Dolniker’ın ilk oku yaydan çıkmış ve tohumları yeşermeye başlamıştır.Herkese kendisinden araba istemesine karşın verdiği yanıtın ; ‘O muhtar,hakkıdır.Sen de muhtar ol,araba senin olsun.’dur. Muhtarlık için yarışlar başlar.Propogandalar yapılır,duvarlar sloganlarla donatılır,kavgalar edilir,yerel geçici meclis kurulur.Kimsenin anlamadığı bir şekilde saatlerce Dolniker gibi konuşmak imrenilen bir durum halini alır.Köye kurulan geçici meclis vergi toplamak ister ki üç dolap alabilecekler mi,bilmem kaç koyunu olanlar mı,bilmem kaç dönüm arsası olanlardan mı alalım vergiyi diye karar veremeyip kura çekerler.Vergiyi toplayabilmek için polis teşkilatı kurulur.Polis bir sonraki vergilerin başkasından alınmasına karşı çıkar.Çünkü vergi gazilerinin evde olma saatleri ve huyu suyu öğrenilmesinden dolayı onlar alışılmıştır.Eh zamanla yolsuzluk da olmazsa olmazımızdır hani.Muhtarlık için seçimler yaklaşır.Dolniker ‘ın yolladığı kurtarıcı güvercinleri bulanlar muhabirlerle gelir ve Dolniker köyde kalmayı tercih eder.Eşi ve muhabirler tarafından köyden kaçırılmaya çalışılır ve zor kurtulur.Dolniker bir çobandır artık.Zamanla güzelim sakin köyü politik tartışmaların yaşandığı,ağız dalaşından,çatışmalardan geçilmeyen ve sonunda kendisini de hiçe sayan bir köy oluşturduysa da bu ortamdan kendini kurtarmayı da başaramaz ve muhtar adaylarından biri Dolniker’ı diğeri de sekreterini esir alır.Artık kurtulmak pek de kolay olmayacaktır.Muhtar olmak hizmet,prestij meselesinden çok teknoloji yardımıyla bir ölüm kalım savaşına döner.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Ephraim Kishon Çeviren: Moşe Beraze || Liste Fiyatı: 9,00 YTL. || Yayın Yılı: 1999 || 3. Hm. Kağıt || 10,8×18,8 cm || Karton Kapak || ISBN:975494154
Matematiğe karşı özel bir ilgim var.Bu ilginin getirdiği merak ve araştırmaya yönelten duygular ile ilk başta okuyacağım 2 kitabı belirlemiştim.Bunlardan ilki Petros Amca ve Goldbach Sanısı.İsmi ya da kapağındaki soyut grafik sizi sakın korkutmasın.Şimdi biraz bahsedeceğim.
15 yaşında sunduğu orijinal makale ile Columbia Üniversitesine kabul edilen alanında uzman bir matematikçinin yazdığı bir kitap gerçekten de matematik konusunda fikirlerimin sağlamlaşmasını sağladı.Edebi anlamda hiç bir kayıp vermeden çeviriden çeviri bir kitap.Bu açıdan baktığımızda Devrim Denizci’yi tebrik etmek gerek.Kavram kargaşasına sebep vermeyecek açık bir anlatımda yazar kadar çevirmenin de katkısı vardır muhakkak.Uçuk bir soyutlukta dolaşan matematikçileri kitapta anlaşılır bir dille anlatabilmesi gerçekten hoşuma gitti.Çünkü lise matematiği ile eğer yüzeysel bir anlatım sergilemeseydi kesinlike bir şey anlamayamayacaktım.
Kitabın içeriği hakkında özet olarak olmasa da ufak bir tanıtım yapayım.Bir dehanın aşkına kendini kanıtlamak bahanesiyle ,kibirli bir şekilde matematiğin en zor problemlerinden biri olan Goldbach Sanısını çözmek için vazgeçtiği hayatı,serüveni ve ulaştığı noktalar hakkında bir kitap.Goldbach Sanısı nedir derseniz; 2′den büyük her çift sayı,iki asal sayının toplamına eşittir.İstenilen her sayı için doğrulansa da genel olarak bu sanıyı kanıtlayan veya çökerten bir formül,bir yapı,bir mantık inşaa edilememiştir.İşte Petros Amca’nın da yapmak istediği şey bu sanıya bir nokta koymaktır.Bu sanı için gelecek ile ilişkisini keserek inzivaya çekilmesini sağlayan duygusu aslında gerçekten farklıdır.Muhteşen bir şiirsel alemi mekan tutmuş matematikçilerden birisidir o.Fakat birisi olmak ona göre değildir.Dünya’dan ayrılmadan geriye bir eser,mükemmel bir eser bırakması gerektiğini düşünür.Deli olacaksa en deli,dahi olacaksa en büyük dahi olmayı ister.Ki zaten sürekli üzerinde yürüdüğü delilik ile dahilik arasındaki o ince çizgide hayata bir anlam katmanın yollarını arar.Bulduğu ara sonuçları dahi yayımlamaz.En iyisi değilsen, hiçbir şeysin demektir onun için.
Zaman geçtikçe zihninin dinçlikten yoksun kalacağından,bir gün uyandığında eskisi gibi olamaycağından korkarak aylarını,yıllarını geçirir.Rüyasında da soyut zihinsel sanılar üzerinde sürekli yeni deryalara dalar da dalar.Bilinmezlikler içersinde dolanır.Tüm bu olanları bizler yiğeni sayesinde hissederiz.Kitabın en güzel özelliklerinden biri de bir çok bakış açısını barındırması.Bir bölümde yiğeninin ağzından bir macera romanı gibi görürken,bir sonraki sahnede Petros Amca’nın ağzından otobiyogrofi hali alır.Bir bölümde yiğeninin hayranlıklarıyla siz de hayran olmaya başlarken hemen bir başka bölümde bir dış karakterin saldırılarıyla acabacı,şüpheci bir yaklaşım göstermekten çekinmeyiz.
Kitap matematikteki bilginiz ölçüsünde size zevk verektir.Keşke daha çok zevk alabilseydim demeyeceğim.İleride nasılsa bir saatimi ayırıp tekrar okurum.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Apostolos Doxiadis , Çeviren: Devrim Denizci || Liste Fiyatı: 6,50 YTL. || Yayın Yılı: 2000 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9753166583
“Bildiğinizi Düşündüğünüz Her Şey Yanlış” alt başlığıyla ve tasarımıyla ilgimi çeken kitabı uzun bir müddet önce kitapçının birinden içeriğini de karıştırdıktan sonra kasiyere gitmiştim ve o an param sıkıştığından kitabı al(a)mamıştım.Bir başka gün gittiğimde orada bu kitap bitmişti.Başka bir kitapçıda dolanırken de adını unutmuştum.Çok ilginç bir serüven dostum Gökhan Onar’ın kitap sevdamı bilerek bana bu kitabı maceradan habersizce hediye etti.Sevinmem sanırım o an aşırıya kaçmıştı.Kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
“Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz” bir çok şey hakkında 1-2 sayfalık yazılardan oluşan bir kitap,yüzümde şaşkınlık ifadesiyle okuduğum deneyimdi.Kimi zaman kabullenememek,mantıklı bir açıklama ile kabullenememek duygusunu yendikten sonra “Hep böyle düşünüyordum ki!” tarzı tebessüm oluşturan bir gariplikle okudum da okudum.Kitabın kimi sayfalarındaki aşırı bilgi derinleşmesi bazen sıkılmaya neden olsa da bir sonraki başlığın merak dolu heyecanı ile bu sıkıntıyı atlatmak mümkün.
Bu kitabı okurken bir çok şeyi doğru bildiğinizi de farkedeceksiniz.Bir çok sayfada bunu zaten biliyorum demek güzel bir duygu gerçekten.Bunun yanında bilmedikleriniz de olcaktır tabii.Kendimden esintiyle kitabın bir kaç satırlık bölümünü yayımlayacağım.Bunlar benim bilmediğim kısımlardan oluşuyor demessem olmaz.
- “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyen kimdir?
Halkı ekmek bulamazken Rus değil Fransız bir kraliçeden böyle bir öneri gelir.Fakat önerinin orijinali bu değildir.Aslından çeviri hatasıyla günümüze gelmiştir. “Qu’ils mangent de la brioche” orijinal halidir.Brioche kelimesinin karşılığı pasta değil ekmekten çok da farklı olmayan somundur.Yani aslında “Eğer ekmek istiyorlarsa onlara iyi cinsinden verin.” manasında söylenmiştir.
- İnsanların kaç duyusu vardır? En az 9 tane. Bilinenelerin dışında kalan ve çoğaltılabilen 4 taneyi listeleyelim hemen; Isı duyusu,Denge duyusu,Ağru duyusu,İçalgı..
- Maddenin kaç hali vardır? Katı ,sıvı ve gazın üstünde.. 15 Tane!Ve liste neredeyse her gün genişlemektedir.Mesela bir kaçını yazarsak “katı,amorft katı,sıvı,gaz,plazma,süper akışkan,zayıf simetrik madde,kuarkgluon plazma .. “
- Cam bir sıvı değil katıdır.
- En iyi iletken altın değil gümüştür.
- Güney Afrika elmas üretiminde 5. sıradadır. ( Avusturalya > Demoktarik Kongo Cumhuriyeti > Btosvana > Rusya > Güney Amerika .. )
- Dünya’nın en az 7 uydusu vardır.
- Pervanelerin gece lambalarının etrafında dolanmasının nedeni onu güneş sanmalarıdır.Ki pervaneler güneş ışınlarına göre yönlenrini ayarlarlar.
- Kaplanlar alkol kokusuna tahammül edemez.İçki içen herkese saldırırlar.
- Açık havada şimşek veya yıldırımdan korunmanın en güvenli konum ,ağaçlardan uzak ,durup popunuz havada kalacak şekilde yere yatmaktır.
- Deccal’in sayısı 666 değil 616′dır.
Listeyi uzatmak mümkün ve çok eğelecenli.Kitabın sonlarında Osmanlı hakkında bir düzine yazı yazmaları da gerçekten güzel bir tanıtım olmuş.Hoşuma giden bir bilgi şenliğiydi.
Yazıyı sonlandırmadan kitapta gördüğüm affedilmeyecek tek bir hatayı da belirtmek istiyorum.Yazarların bir takım şeyleri uydurma olan evrim rüyası (teori değildir.çünkü aksi ispatlanmıştır.) ile açıklama çabasına girişmişlerdir.Bunu kesinlikle kabul etmiyorum ve bu kitabın bilinci bazı konularda yeterli düzeyde oturmamış kişiler için tehlikeli olabileceği kanısındayım.Fakat bir kitaptan alınabilecek her zaman bir şeyler vardır.Yeter ki neyi alacağını bilinçli olacak bilmendir.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: John Lloyd/ John Mitchinson , Çeviren: Emre Ergüven/ Cihan Aslı Filiz || Liste Fiyatı: 13,00 YTL. || Yayın Yılı: 2008 || İthal Kağıt || 13×23,3 cm || Karton Kapak || ISBN:6055813000
Kimisi için de hobi olan günümüzün ilgiyi en çok üstünde toplayan mesleği, bilişim sektörü hakkında yazılmış bu kitabı sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyorum. Çünkü bu tespitleri bir Türk’ün yapması bu konuda bazı çizgileri aşmış olduğumuzun bir belirtisi olabilir.
Altı Üstü Tasarım . Com yazarı olan Dr. Mehmet Doğan’ın yazdığı bu kitapta bilişim sektörü püf noktaları, çalışma yöntemleri, müşteri deneyimi hakkında gerçekten çok önemli bilgiler bulunmakta. Bu kitap, internet serüvenimdeki noktamı tekrar belirleyip gelecekteki düşüncelerimi ve bunları uygulamak için kullanacağım yöntemleri güncellememi sağladı ve teknolojiye bakış açımı değiştirdi. Özellikle bir sitenin ziyaretçi sayısını etkileyen faktörleri belirleyip geliştirebilmenin tamamen elimde olmasının kendimi ziyaretçi yerine koyarak düşünmeme bağlı olduğunu anladım. Böylece daha sağlam bir şekilde yola çıkacağımı biliyorum. Bu kitap bilişimle ilgili olan herkes için vazgeçilmek olacaktır.
Kitabı okurken tatilde olduğum için altını çizmem gereken bir kaç noktayı,kurşun kalem bulamamam neticesinde atlamam gerekti. Bu yüzden altta yazdığım kitaptan alıntı püf noktaları zenginleştirecek bir kaç ayrıntıyı sayfaların arasında dönüp dolaşırken gözden kaçırmış olabilirim.
- İnternet’in hızı,teknolojik gelişme, bu yepyeni platform hepimizin başını döndürdü ve büyün bunlar gerçekleşirken, en önemli noktayı unuttuk: Kullanıcılar,kullanıcılarımız.
- Web 2.0′nin temelini oluşturan en önemli kavram kullanıcı deneyimi ve memnuniyeti.
- Unutmayın!Bizler, web tasarımcıları, ürün mühendisleri, pazarlamacılar, şirket yöneticileriyiz. Bizler ürettiğimiz,tasarladığımız ürün ve uygulamaların,gerçek kullanıcıları değiliz.
- Web yepyeni bir sektör.Başarılı bir Web projesine,öncelikle,o Web sitesinin hedefini iyi anlamak ile başlamak gerekiyor.
- Öncelikle,tasarımcıların ve proje yöneticilernin sahip olması gereken en önemli yetenek “Hayır” demeyi bilmek olması.
- Harika tasarım için altın orandan yararlanabiliriz.
- Tekerleği yeniden icat etmenin anlamı yok
- Yüzde 1 etkisinden faydalanmalıyız.
- Web bir diyalogdur,araç değil.
- Kullanıcı senoryolarının önemi
- Kağıttan prototip uygulamasından tasarıma geçiş
- Ateşleyici kelimeler kullanmak ve herkes tarafından aynı anlama gelmesi
- Açık,kısa ve öz içerik
- Resim ile yazı arasındaki dayanılmaz denge
- Sorunu en kısa ve basit yoldan çözüp fonksiyona geçmek
- Şirket için ihtiyaç tespiti yapılması
- Sanal ortamda beş duyu yöntemleri
- Inukshuk işareti ile kullanıcıyı güvende hissettirmenin yolları
(ayrıntılar kitapta)
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Mehmet Doğan || Liste Fiyatı: 9,50 YTL. || Yayın Yılı: 2006 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9752977529
Leonardo da Vinci,hayatı boyunca yaptığı gözlemlerini, bilim, sanat ve yaşam hakkındaki tespitlerini not defterine kaydetmiştir. Ölürken bu notları öğrencisi ve kadim dostu Francesco de Melzi’ye bırakır.
Ondan kalan 13.000 sayfa nottan bugün yaklaşık 7000 sayfası korunabilmiştir. Hepsi bir arada muhafaza edilemeyen bu değerli el yazmalarının büyük bir kısmı halen özel koleskiyonlarda müzelerde ve kütüphanelerde bulunmaktadır.
Bu kitap Da Vinci’nin orijinal notlarından bir kısmı ile oluşmaktadır.Kitap ayrıntılı bir biyografisiyle başlayıp çeşitli konularda yazdığı teorilerden,bilime kazandırdığı şeylerden ve kehanetlerinden bahsetmektedir.Kitabın en çok ilgimi çeken kısmıysa Hayvanların Düşündürdükleri kısmında yer alan benzetmelerdi.Bu kısımda onlarca madde(Cömertlik,Acımasızlık,Disiplin,Aptallık..vs.) ve bu maddelerin hayvanların özellikleriyle benzetilmesinden oluşmaktadır.Örneğin disiplin:Kurt,sinsice sığırlara yaklaşırken ayağını kapana kıstırır ve acıyla inler.Ardından,bu hatasının cezası olarak , kapandaki ayağını ısırıp koparır.Ya da örnek olarak Kahramanlık:Aslan hiçbir zaman korkmaz,kalabalık avcılara karşı cesur ruhuyla savaşıp şiddetle saldırırken,daima,kendisini ilk yaralayanı yaralamaya çalışır.Gerçekten etkileyici bir çok benzetme,bir çok soru işareti ile kitabı sonlandıracağınızı düşünüyorum.
Kitap sayfaları arasında bir takım sanat eserleri,tablolarının resimleri sunulmuş.Gerçekten orijinal resimlere imza attığını kabul ediyorum fakat bir sayfada “Resim,şiirden üstündür.” demişler.Buna itiraz etmeden duramadım ve bir kalemle altına not düşmeyi ihmal etmedim.Ah be Da Vinci!Desene ben henüz divan şiiri okumadım,tatmadım,hissetmedim..
Ayrıca gök yüzü neden mavi ve sabah neden en karanlık andır gibi soruların cevaplarını bulabiliyoruz.Anatomi hakkında geniş deneyimlere,gözlemlere yer ayıran Da Vinci gerçekten de etkileyici gözlemlere ulaşmıştır.Kitabın renkler ve göz hakkında gelişmiş ayrıntılı benzer yazılara yer vermesi ise benim açımdan sıkıcı bir bölümdü.Allah rahmet eylesin diyorum ve Tecrübe daima mantıklı deneyimlerin üzerine kurulmalıdır diyeren Da Vinci’nin bunu ne kadar başarıyla uyguladığını da eklemek istiyorum.
Not:Okuyacak arkadaşlar sayfa 208′deki Nuh Peygamber hakkında yönelttiği sorunun cevabını biliyorlarsa lütfen yorum olarak bana ulaştırsınlar.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Leonardo Da Vinci || Liste Fiyatı: 6,50 YTL. || Yayın Yılı: 2007 || İthal Kağıt || 11,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9756107103
Perşembe, Nisan 16, 2009
2 Yorum