Ferhan Şensoy’a ’2019′ adlı bilimsiz kurgusal güldürü olan oyununun sonunda imzalattığım kendisinin basımı gerçekleştirilen ilk kitabı ve belki de en vurucu sona sahip olanı. Öyle bir son ki öncesinde devamını zaten 3-4 sayfa kaldı, yarın okurum, sıradan bir son işte diye düşündüğüm ve ertesi gün beni cidden çarpan, dumur eden tarzda! İçimizden içten karakterleri o kadar gerçekci, tarihle bağdaştırmanın yanında üslub öyle halktan ki karakterleri iyi kötü, sinir eden veya masumca tüm yönleriyle bizlere hissettiren Ferhan Şensoy’un bu kitabı film olmalı.
Je M’en Fiche Bilader’den Haneler’den, kabareci yeteklerini sevgi ile izlediğim Ferhan Şensoy’un taze, sıcak, halkçı bir mizahı var. Yazgıdaşçıları imişçesine yansıttığı Kazancı Yokuşu’nun insancıklarını da bu külfetsiz anlatısı içinde bizlere sevdiriyor. Bu insancıklar nasıl ezildiklerinin tortusunu günlük yaşam sevinci içinde unutuyorlarsa, yazar da sanki onlardan biriymiş gibi toplumsal ukalalıklardan, yazarca bilgiçliklere yeltenmeden anlatısının tadını çıkara çıkara onlara ayna tutuyor. Sade onları konuşturduğu diyaloglar değil, kendi gözlemleri, algılamaları, söz dağarcığı, anlatışı, benzetileri ve yorumları bile argo. Öylesine onlardan. Yazımı bile onlarınki gibi yanlış kullanıyor. Bence üslubunu sevimli yapan da bu.
“Ben Ferhan Şensoy’un Kazancı Yokuşu’nu okurken zaman zaman Celine’i ya da San Antonio’yu okurken aldığım tada benzer haz duydum. Zaman zaman da Adnan Veli’nin Mapushane Çeşmesi’ndeki unutulmaz başarısını ansıdım.”
Haldun Taner
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Ferhan Şensoy || ORTAOYUNCULAR YAYINLARI || Liste Fiyatı: 10,00 TL. || Yayın Yılı: 2007 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9757904045
Hatırlıyorum, daha ortaokul sıralarındayız. Osmanlı’nın destansı hikayelerini dinliyoruz, hep iyi ve üstün taraflarıyla öğrendik. İşin asıl kötü tarafı ise bir diğer tarafı tam anlamıyla kötülemekti. Eğer Osmanlı’nın karşısında biri varsa savaşılmayı haketmiş bir şey yapmıştı, ya da Avrupa bizden sadece bilimsel alanda üstünde, ahlakı çökmüştü. Hepsinin yanlış olduğunu iddia etmiyorum, doğruluk payları elbette var fakat bir çekememezlik veya sürekli karşılaştırma, üstünlüğünü kanıtlama gibi bir niyet seziyor musunuz şimdi dönüp geçmişe baktığınızda? Bence tarihten alınacaklar dersler vardır, gurur duyulacak bir tarihiniz olabilir, bununla övünülebilir fakat övünülecek şey başkasının sadece ama sadece kötü taraflarından bahsetmek olamaz.
İskender Pala o zamanlara dönüyor bu romanında, postmodern diyebiliriz bu roman için. Tarihin bilmediğimiz ayrıntılarında ustalıkla dolaşan ve bize yepyeni bakış açıları katan bir roman. Şah ve Sultan’dan yani Şah İsmail ile Sultan Selim’den bahsediyor, hem de benim için en ilgi çekici noktadan başlayarak, çocukluktan. Aynı dinde, aynı ırkta iki topluluğun çıkar çatışması yüzünden nasıl düşman hale geldiğinden ve Kızılbaşlık ile Sünnilik kavramlarına sizi liderlerin çocukluk dönemlerinden hazırlayarak duygusal bir bağ kurmanızı sağladıktan sonra bir kez daha bakmanızı ve bu sefer ne kadar farklı şeyler olduklarını anlatıyor. Yazılmış bilinmedik bir şey yok, bu kitabı bir dost üslûbuyla kaleme alan İskender Pala ve onun bizler için sunduğu yepyeni bir bakış açısı hariç.
Yarın güneş batışını yeniden görebilecek miyim?
Akkilise’yi gerilerde bırakıp burada muvakkat bir karargâh kurmaya başladığımızda Tebriz’e varmamıza iki konak kalmıştı ve sabah Karakilise istikametinde yola devam etmek üzere denklerimizin yarısını çözmüştük. Türkler buraya ilk geldiklerinde de dört kilise (Çâr deyrân) arasından geçip gitmek için gelmişler ama onlar da bizim gibi konaklamak zorunda kalmışlar. Sonra da kiliseleri braıkmışlar da, adını yavaş yavaş değiştirmişler: Çâr deyrân olmuş Çaldıran. İnsana, elinde ne varsa çaldırıp oynatacak kadar güzel bir yer. Yarın hep birlikte oynayacağız. Canımız pahasına hem de!..
Kitabın benim için özel bir hatırası daha var, Opera’nın başlamasını beklerken kitabın ortalarındaydım ve birkaç sayfa daha okuyabilirim diye düşünmüştüm. Bana selam veren yaşını almış, şık bir izleyicinin bekleme salonunda kitabımı görüp bana doğru yöneldiğini farkettim. Gülümseyerek karşılık verdiğimden hemen elimden aldı kitabı, imzalı olduğunu görünce o benden çok gülümsedi. Hemen bana “Taçlı’ya geldin mi delikanlı?” diye sordu ve uzun zamandır karşılaşamadığım bir kitap dostu olduğu ortaya çıktı. Belirtmek istediğim şey karakterler, aşkın betimlenmesi kitapta o kadar sık ki herkesi derinden etkileyen, yaş sınırına bakmadan insanı alıp götüren bir şey bu. Umarım sizler de bu duyguları hissedebilirsiniz.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: İskender Pala || KAPI YAYIN || Liste Fiyatı: 15,00 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:6054322374
Oğuz Dinç’in öykülerinin yer aldığı bir diğer kitabı olan ‘Yalnızlığın Kırmızı İzi’ adlı kitabı geçenlerde okudum, yazmak için uzun süre bekledim, sindirmek gerekiyordu; anlamaktan öte hikayeleri kendi benliğinizle yoğurmanız size özel bir anlam çıkarmanız gerekiyordu. Oğuz Dinç’in tüm kitaplarında farkettiğim bir şey bu, çevreyi ne kadar betimlerse betimlesin karakterler konusunda belirli bir sınırda duruyor. Sanıyorum ki hayatımızdaki biriyle eşleştirebilmemiz belki de kendimiz olarak kabul etmemiz için bize açılmış bir kapı bu. Bu kapıdan içeri adım atarsak kendi benliğimizi, atmamayı tercih edip dışarıdan izlersek de empati gücümüzü olabilecek son seviyede kullanıyor ve bize oldukça sade görünen fakat karmaşıklığı, küçük şeylerin ufak kelimelerin manâdar anlamları, kelebek etkileri ile gerçek hayatı gözler önüne koyuyor.
Kitap hakkında belirtmem gereken bir başka özellik ise okunulabilirlik, hani bazı kitaplar olur başlayamazsınız, sizi içine çekemez, yüzlerce sayfa okuyana kadar bağ kuramazsınız… İşte tüm bu kalıpları ilk paragrafıyla birlikte kırarak size elini uzatan özel bir kitap. Felix kaptan ile uzanıp tembelliğin tadını çıkarırken birden korkudan Murat Yüzbaşı’ya sığacak gibi oluyor sonra da hiç sağlıklı olmayan durumlara göz atıyorsunuz, bir yandan da canınız 1 liralık sosli sandiviç çekiyor. Kimi burkucu, kimi hayatı sevme nedenimiz olan bu ayrıntılar Oğuz Dinç’in kitabında.
Kitap hakkında olumsuz eleştiri olarak belirteceğim tek konu da kitap kapağı. Açıkcası böylesi bir kitaba yakışmayan, sadece vektörel ve özgünlükten yoksun ögelerin yazarı keşfetmemiş kişilere herangi bir albenisi olmayacağı görüşündeyim, umarım bir sonraki baskısında, ki eminim olacaktır, değiştirirler.
Havana’nın sokakları, puro, adanın özel insanları, müzik, sahiller, Mojito, 50′lik otomobiller… Oğuz Dinç’in Küba’dan İzler isimli tadımlık gezi notları ve amatör fotoğraflarla örülü e-kitabını da bu yazımızda kendisinin selamıyla sizlerler paylaşmak istiyorum. Son olarak da Oğuz Dinç’e Yanızlığın Kırmızı İzi adlı kitabını imzalayarak hediye ettiği için de teşekkürlerimi sunuyorum.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Oğuz Dinç || Çitlembik YAYINLARI || Liste Fiyatı: 8,00 TL. || Yayın Yılı: 2007 || İthal Kağıt || 13×20 cm || Karton Kapak || ISBN:9789944424219

Kitabın 6 gün sonra satışaca çıkacağını duyunca bu konuda yazma gereği duydum. Umarım bir önceki kitabı Kağıt Helva’da olduğu gibi ticari bir kaygı ile basılmaz diyordum. Sanırım bu kitabın içeriği yayımlanmamış köşe yazıları. En azından Elif Şafak’ın okumadığımız yeni yazılarını okuyabileceğiz.
Yazarın kendisi kitabı şöyle tanıtıyor; “Yeni kitabın ismi Firarperest. Öteden beri romanlarımı okuyan okurlara da, yazılarımla yeni tanışanlara da hitap eden bir seçki. Hayata, hayallere, hikayelere, yalnızlıklara, aşka ve insanlığa dair seçme yazılar. İlk defa bir kitabın kapağında kendi resmimi kullandım. Firarperest’in kapağını Uğurcan Ataoğlu özenle tasarladı hüner onda Çizimler usta kalem M.K.Perker’in.”
Tadına doyulmaz, kimi zaman kışkırtıcı, kimi zaman sakinleştirici ama ruhu hep özgür kalan yazılar…
İnsan ki eşrefi mahlukattır, içindeki semavi özü keşfetmekle yükümlüdür. Çıkacaksın yollara, kendine doğru git gidebildiğin kadar. Keşif boynumuzun borcudur. Kendimizi keşfetmek, aşkı keşfetmek, dünyayı keşfetmek, Öteki’ni keşfetmek…
(…)
Çakılı kalmamak sırf alışkanlıklardan ötürü demir attığın koylara. Çıkmak oralardan, geçmek dalgakıranların beri tarafına, bilmediğin memleketlere varmak, tatmadığın yemekler yemek, sözlerini anlamadığın şarkılarla içlenmek, risk almak, dağılmak ve parçalanmak ve hasret çekmek buram buram, gurbetin tadına bakmak ve kendini yabancının gözünden görmek, şaşırmak yeniden, şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine, çeşitliliğine, güzelliğine, acımasızlıklarına… şaşırmak ölene kadar… şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek… budur son tahlilde Âdemoğullarına, Havvakızlarına kendilerini keşfettirten serüven.

Yazar Hakkında
Strasbourg doğumlu Elif Şafak, çocukluğunu ve gençliğini Ankara, Madrid, Amman, Köln, İstanbul, Boston, Michigan ve Arizona’da geçirdi. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü’nde, doktorasını ise siyasetbilimi alanında tamamladı. İlk romanı Pinhan’la 1998 Mevlâna Büyük Ödülü’nü aldı. Bunu Şehrin Aynaları (1999) ve Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü’nü kazandığı Mahrem izledi (2000). Ardından her ikisi de çok satan ve geniş bir okur kitlesine ulaşan Bit Palas (2002) ve İngilizce kaleme aldığı Araf (2004) yayımlandı. Med-Cezir’de (2005) kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarını topladı. 2006’da senenin en çok okunan kitabı olan Baba ve Piç yayımlandı. Ardından aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik kitabı Siyah Süt’ü yazdı. Doğan Kitapçılık tarafından 2009 martında yayımlanan Aşk Türk yayıncılık dünyasında önemli bir rekora imza atarak, en kısa sürede en çok satan roman oldu. Tüm eserlerinden seçkiler niteliğinde olan Kâğıt Helva aralık 2009’da yine Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı. Eserleri otuz dile çevrilen Elif Şafak’ın romanları dünyanın en önemli yayınevlerinden Farrar, Straus and Giroux, Viking ve Penguin tarafından yayımlanmaktadır.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Elif Şafak || DOĞAN KİTAPÇILIK || Liste Fiyatı: 14,00 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:6051119021
Kitabı basılan biri ile yazar arasındaki fark nedir bu kitap insana öğretiyor. Eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat hikayelerini ve icatlarının teknik detaylarını zamanın dili ve üslubuyla postmodern halde okumak istiyorsanız İhsan Oktay Anar çizimlerini dahi kendisi oluştururak bu kitabı sizlere sunuyor.
İlerledikçe anlaşılan önsözü ile dinler arası bir bütünlük kurarak Hiyel (Frenkçe metal) ilminin tüm mükemmelliği ortaya koyuyor ve bir yandan da hayalin hiyelden üstün olduğunu anlatıyor. Zaman kavramını diğer kitaplarında olduğu gibi tarihi olaylar ile simgelemesi rivayetlerin yanına gerçekcilik duygusunu oldukca canlı tutmayı başarmış. Kitap hakkında okuduktan sonra anlam kazanacak bir takım tümceleri sıralamak istiyorum; Calut ile Davut, Gâilevî, El Cezeri, Yasef Çelebi, Devr-i Daim …
Hiyelkâr sayısız hiylelerle tabiatın kuvvetlerini tuzağa düşürüp esir etmenin yolunu ararken, hayalkâr, bütün dünyayı gözündeki o noktayla görüyor, Kâinatın kendisinin gerçekleşmiş bir hayal olduğuna, bu hayali örnek alıp yeni yeni hayaller yaratmak gerektiğine, çünkü onu mutlu eden şeyin sanayi ya da teknoloji değil, hulkiyyat ya da kreatoloji olduğuna inanıyordu.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: İhsan Oktay Anar || İLETİŞİM YAYINLARI || Liste Fiyatı: 13,00 TL. || Yayın Yılı: 2000 || İthal Kağıt || 13×19 cm || Karton Kapak || ISBN:9754705429
Ölümle yaşam arasında mizahla felsefenin edebi buluşması olan hikaye oyunu İhsan Oktay Anar’ın postmodern yaklaşımıyla olağanüstü bir hal alıyor. Öyle bir oyundur ki bu her hikaye için yaşamın ömrüne bir yeni saat eklense de kazanmak için değil, sadece ve sadece oyunun zevki için, hikaye anlatmanın eşsiz tadı için oynanıyor.
Postmodern paradokslara yelken açan bu kitap ‘Det sjunde inseglet’ (1957) adlı filmde de benzer olduğu gibi fedakarlığı yücelten, her ne kadar basit, gerçekleri ortada hikayeler olsa da verdiği mesajların netliği, tutarlılığı ile göklerin kanunu olan eğer yaşayanlardan birinin Ölüm’ün kalbini yumuşatıp onu ağlatması veya güldürmesi halinde canının bağışlanmasını konu alıyor.
Kitaptan alıntılamak istediğim bir çok güzel bölüm var. Birkaçı;
- Benim Dünyada tattığım en büyük lezzet hayat değil, insanlık!
- Sevgisini kalbinde taşığı sürece herkes ona kavuşmuştur bana göre.
- İşte o zaman meşk başlar
Zaten cennet de budur!
… ve gülümseyen herkes
Cennete bakıyor demektir!
- Cenneti görmek için gözlerimizi açmamız değil, belki de kapamamız gerekir.
Ölümle yaşan arasında geçen hikayeler;
- Korku
- Güneşli Günler (Ölüm)
- Bidazın Laneti (Cezzat Dede)
- Din
- Bir Haç Ziyareti (Cezzar Dede)
- Dünya Tarihi (Ölüm)
- Aşk
- Ezine Canavarı (Cezzar Dede)
- Hırsızın Aşkı (Ölüm)
- Cennet
- Şarap ve Ekmek (Cezzar Dede)
- Gökten Gelen Çocuk (Ölüm)
Son olarak kısa bir hikaye ile kapanış yapalım.
Dedenin sözüne bakılırsa, vaktiyle çok zengin olan, ama malını mülkünü fakirlere dağıtıp bu dağın zirvesinde tefekküre dalan münzevi, bir şekilde ilahî sırları ve gaby âleminin ilmini öğrenmişti. Fakat onca ilme ve irfana rağmen, hâlâ mutsuz ve öfkeliydi. Çünkü bilmesi gereken asıl şeyi bilmiyordu. İşte bunun için, bir rahmet ile onun gönlüne susuzluk verilmişti. Adam da bu duyguyla, inzivaya çekildiği yerde bulunan derin kuyuya, su içmek için bir bakraç sarkıtmıştı. Ancak ne olduysa bundan sonra olmuş, münzevi ipi çektiği esnada, bakraçtaki suyun sathında kendi aksini görmüştü. Suyu değil, sanki kendi aksini içen adam, bütün ilmini unutmuş, ama sonuçta kendini bilmişti. Bu ise onun bilmesi gereken, zaten yegâne şeydi.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: İhsan Oktay Anar || İLETİŞİM YAYINLARI || Liste Fiyatı: 17,50 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13×19 cm || Karton Kapak || ISBN:9754706484
Pazar, Şubat 13, 2011
Yorum Yok