Arşiv | Edebiyat
Kitap Yurdu üzerinden İskender Pala’nın imzalı kitabını almıştım. Bu benim ilk imzalı kitabım ve gerçekten artık paha biçilemez bir değere sahip. İskender Pala’nın kitaplarını okudukça içimde binlerce kırıntı oluşup dağılıyor vücuduma. Bunun nedeni belki de İskender Pala’yı görmeden tanımak, sevmek ve onunla aynı duyguları paylaşmaktan kaynaklanıyor. Hani tertemiz dostluklar gibi sadece sohbeti için yanına gittiğiniz arkadaşlarınız gibi ne zaman onun kitaplarını okusam ruhum ferahlıyor. Okudukça onu daha iyi anlıyorsunuz. Hani betimleme ile nereye ilgi çekmek istediğini, olay örgüsünde hiçbir zaman gereksiz bilgi vermediği gibi sizi eğlendirecek genel kültürler ile nasıl da donattığını ve daha neler neleri anlamanın ötesinde hissediyorsunuz.
Babilde Ölüm İstanbul’da Aşk ‘ı okuyanlarınız bu kitaptan daha fazla zevk alacaklardır. Benzer şekilde kurgulanmış ve bölümlenmiş yazarın ikinci romanı durgun bir sahne ile başlayan bölümümüzü en heyecanlı noktasında sonlandırmadan diğer bölüme geçiyor, bölüm içersinde eski hikayelerden bahsedip bu hikayeleri merak etmenizi sağlayarak bölüm sonlarına eklediği derkenarlar ile bahsedilen o hikayeler anlatılıyor, hem kendi kültürümüzü öğrenmemizi sağlıyor hem de bizlere mükemmel bir serüvenin kapılarını aralıyor.
Osmanlı Devleti’ndeki Lale Devri’yle başlıyan kitabımız Lale Devri’nin sonunu getiren Patrona(koramiral) Halil Ayaklanması’nın olduğu devri konu alıyor. Sunuşda kitabın oluşum süreci hakkında bir çok bilgi verilmiş. Kitabı okurken tanıdınızı kaçırmayacak derecede kitaptan alıntılarla biraz bilgi yansıtayım. Yazarımızın bir müzayedeye rastlantı ile katılımıyla satın almadan duramadığı ‘Yek Cinayet Şast u Şeş Suâl’ (1 Cinayet; 66 Soru) -ki ebced hesabıyla lâle 66′ya eşittir, isimli kitabın içersinde hiç beklenmedik şekilde karşısına çıkan, 66 bölüm Lale devrinde yaşanmış cinayeti deşifre ediyordu. Yazarımız bizler için kimi eklemeler, sadeleştirmeler yapıp özünü koruyarak bizlere için mükemmel bir hediye sundu.
Bu mükemmel kitabı kati surette okumanızı öneriyorum. Kitabın isminin ne anlama geldiğini merak edenleriniz için kitaptan bir sahne ile yazımızı sonlandıralım.
Her ikisinin de içlerinin titrediği o anda paylaştıkları yegâne sevinç umutlarını bağladıkları lale soğanının toprağa düşmüş olmasıydı. Güneş Çağlayan sırtlarından yüzünü gösterdiği sırada Yeye, Hafız Çelebi’nin gösterdiği yere bir çukur açmış, Kara Şahin de yine Çelebi’nin okuduu dua eşliğinde, kuşağında sakladığı lale soğanını gömerek üstünü kapatmıştı. Laleye o anın ruhuna uygun diye “Katre-i Matem” (Matem Damlası) adını koydular.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Prof. Dr. İskender Pala || Yayınevi: Kapı Yayınları || Liste Fiyatı: 15,00 YTL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9944486903
Muhalif mizah ustası, tiyatrocu, yazar Ferhan Şensoy’un beş ay önce yayınladığı kitabı ‘Karagöz ile Boşverinbeni’ yi mizahın yanında hüznü de hissederek okudum. Çünkü Ferhan Şensoy bu kitapta kendini yani yalnızlığı anlatmıştı.
Er ya da geç karşılaşacağımız şey olan yalnızlık aslında tamamen bir bakış açısıymış. Yalnızlığın zavallılık değil, usulünce yaşandığında çok büyük keyifmiş. Bu yalnız adamın bir gün balkonundaki denizliğe bir kumru yuvasını yapar. Arkadaşları evlendikten sonra arkadaşsız kalan, bir pencere denizliğinde dünyaya gözünü açmış kumru gibi hisseder kendini. Yumurtladıktan sonra kuluçka döneminde anne bir daha geri gelmemek üzere havalanır uçsuz bucaksız gök yüzüne. Artık bir aile reisidir ve kendisini onlardan sorumlu hisseder. Ablasının kendisine bir eş bulma çabasının olması ve sürekli müşterisi olduğu Eve En Yakın Lokanta’da sıkılmadan, hayattan zevk alarak yaşamını sürdürür. Zamanla falan filan dünya değişir ve Eve En Yakın Lokanta devredilir. Eve Pek Uzak Olmayan Lokanta’yı da kendisine uygun görmez. Kök salan ailesiyle daha da fazla ilgilenmeye çalışsa da şehir dışı işleri nedeniyle ailesini kaybetmeye başlar. Yalnızlığın hazin sonuna ulaşır.
Kuş kuştur ve kuşssal şartlarda yaşar. Kanadı kırık insan, kuşa yardımcı olsa da bir kuş ailesinin reisi olamaz. Ama kuşlara ekmek vermek güzel bir şeydir, hele yapayalnız yaşıyorsanız. Ve fakat yem verdik diye kumrular bizim olmazlar, gökyüzünündürler. Kimsenin değildir kuşlar.
Bu kadar ciddi bir konuyu sizin gülümsemenizi sağlayarak yansıtmak gerçekten de zor olmalı. Konuşurmuşçasına ve sade bir şekilde yazılmış kitapta hiç düşünmediğiniz benzetmelerle basit konulardan yobazlara ve ülke sorunlarına pay çıkartan çeşitli öğelerle döşenmiş. Kitapta neredeyse kimsenin ismi yoktur, herkese kendi koyduğu lakaplar vardır. Ablasının dışında çok hızlı servis yapan barmene Ambülans’ın kısaltması Ambül, her işe el atan aile reisine Durunbırakınbenyaparım Bey, büyük göğüslü sekreter Kimdevarbumemeler ve saire. Bu lakapları dalga geçme amacı taşımadan ciddi bir şekilde sizlere nedenleriyle sunması bile başlı başına sizi gülümsetmeye yetiyor. Kitabın adının da nereden geldiğini ufak bir alıntıyla yansıtalım;
Kumru yavruları yuvanın içinde kıpırdanıyorlar,biri çok fersiz, öbürü daha devingen, gözleri anasınınki gibi kapkara. Fersiz, devingenin arkasına serilmiş, kaldıramadığı başını kardeşinin arkasına sokmuş, yaşamdan umudu kesmiş bir yatalak hasta gibi, gözünü açamıyor.
-Benim yaşayacağım yok,boş yere uğraşmayın, boş verin siz beni!
demek ister mütevekkil bir tavırla bürünmüş.Bırakmış kendini.
Anne kumru ortada yok. Yetim kumrular vaftiz edilerek isimlendirildi: Karagöz ve Boşverinbeni.
Yazımızı fazla uzatmaya gerek yok ama eklemeden edemeyeceğim. Hep aklıma takılan denizlik ve sinirimi bozan ciks kelimelerini bir güzel açıklaması benim için sürpriz oldu.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Ferhan Şensoy || Yayınevi: Ortaoyuncular Yayınları || Liste Fiyatı: 20,00 YTL. || Yayın Yılı: 2008 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9757904112
Kendini ‘Dünya’nın En Akıllı İnsanı’ olarak tanımlayan Erdal Demirkıran’ın 8. kitabı olan ‘Sadece Başbakan Okusun’ Kashna Kitap Ağacı’nın bir mükemmel meyvasıdır.
Yazarın ifadesine göre 2016 yılında yaşanmış gerçek bir hikayeden esinlenerek vücuda getirilen kitap, roman tadında yazılmıştır. Naravenya Cumhuriyeti’nin Başbakanı olan Barkudza, bir gün durduk yerde bir zarfın üzerinde ‘Sadece Başbakan Okusun’ yazan bir mektup alır, mektupta yazılanlar başbakanı çok etkiler. Bu yazışmalar esrarengiz bir şekilde tek taraflı olarak devam ederken, başbakan bambaşka bir insana dönüşür ve ülkesini dünyanın en muazzam gücü haline getirir.
Kitapta sunulup uygulanan 107 projenin ardından okuyanların vereceği iki tür tepki olacağını tahmin eden yayınevi yetkilileri,
“Eğer bu kitabı yöneticiler okursa, ‘Biz bunları neden yapmadık ya da yapmıyoruz?’ sorusunu soracak, kitabı yönetilenler okursa ‘Sahi bunlar neden yapılmıyor?’ diyerek şaşkına döneceklerdir.” diyorlar.
Kitapta eleştirilecek bulduğum noktalar dil yozlaşması hakkında bir proje olmaması ve terörle mücadelenin gecikmesidir. Bir çok eleştirilecek nokta daha vardı fakat dahice bir son ile kitaptaki tüm açıklar kapatılarak tatlı bir hatıra bıraktı bizler için Kashna Daha Fabrikası kurucusu Erdal Demirkıran. Kendisini tebrik ediyor ve gelecek kitaplarını bekliyorum. Unutmadan; kashna.com ziyaretlerinizi bekler.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Erdal Demirkıran || Yayınevi: KASHNA KİTAP AĞACI || Liste Fiyatı: 9,90 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 10,5×16,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9756197073
İnsandan bahsediyorsak iyiden de kötüden de bahsetmemiz gerekir. Hepimiz çeşitli iyilikler yaptığımız gibi kötülükler yaptık ve yeltendik. Hayatımızı şöyle bi’ durup ele aldığımızda yadsınamaz şekilde bunu farkederiz. An gelir o kötülüğü yapmak için yanıp tutuşan bizler , an geldiğinde iyilik timsali kesiliriz. Bu gibi durumlarda insanoğlu kolayca sıyrılmak için iyi ben ve kötü ben olarak kendini böler. İyilikleri özkendisi olan iyi ben, kötülükleri ise bize yabancı olan , çeşitli zamanlarda ortaya çıkan o istenmez kişi yaptığını öne sürer. Bu aslında kişinin vicdanını rahatlatması için kendi kendine oynadığı bir oyundur.
Yazdıkları onlarca filme konu olmuş ve bir çok eseri klasikler arasına girmiş olan Stevenson’un rüyasından esinlenerek kaleme aldığı kitabımız da orta çağ iyilik-kötülük çatışmasını ele alıyor. Saygın Dr. Jekyll, kişiliğinin iyi ve kötü yanlarını birbirinden ayırmak ister. Laboratuvarında gizlice yaptığı etkili bir iksir sayesinde, kendi içindeki kötülükleri Mr. Hyde’ın bedeninde etkin hale getirir. Mr. Hyde haline geldiği anlarda, içinde gizli kalmış tüm kötülükleri dışa vurur ve insanlara zarar verir, hatta onları öldürür. Başlangıçta istediği zaman eski saygın doktor haline kolaylıkla dönebilen Dr. Jekyll, belli bir zaman sonra bu dönüşümleri kontrol edemediğini görür ve yaşamı içinden çıkılmaz bir çıkmaza dönüşür. Konusu sizlere pek tanıdık gelebilir ama bu tarz (iksir,dönüşüm,kişilik çatışması) konulu kitapların ilkidir ve diğer tüm kitaplar için bir örnek teşkil etmiş bir kitaptır. “Yatağa Henry Jekyll olarak girmiş, uyandığımda Edward Hyde olmuştum.” der ve zamanla kötü kişiliğin kendisine hakim olmasından bahseder. Kitabın bir çok bakış açısıyla ele alınması ve çeşitli bölümlerde vasiyetler, mektuplar , günlükler ile desteklenmesi anlatıma gerçekçilik katarak güçlendirmiş. 1941′de korku filmi olarak çevrilen yapıtın sonraları çeşitli parodileri, yorumsal canlandırma filmleri gerçekleştirilmiş. Açıkcası döneminde çok tutulduğu kesin. Güçlü bir edebi anlatım da olumlu eleştirilere katılacak noktalardan biri. Benim olumsuz yönde eleştireceğim yanı insanın kendini sürekli bir sütten çıkmış ak kaşık timsali hissetmesidir. Yani iyi kişilik asıl kimliği ve kötü kimlik onu zamanla kamçısı altına alan yanı olduğunu öne sürer. Ben bunun bir denge durumunda olduğuna inanırım. İnsanoğlu kötü kimliğini, benliğini kattiyen kaybetmemeli ve kimi zaman da onu hissetmelidir. Ne de olsa kötülük ortadan kalktığında karşıtı olmayan iylik de anlamsızlaşır.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Robert Louis Stevenson , Çeviren: Kaya Genç || Liste Fiyatı: 11,00 YTL. || Yayın Yılı: 2006 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9750504305
Yazımıza başlamadan önce ufak bi ünlemle belirtmeliyim ki bu yazı ‘Deli Defteri‘ adlı dergide yayınlanmak üzere yazılmaktadır.Karşınızda olan doğal halidir.Dergideki olan Hayri Vaka tarafından makyajlanmış olabileceği gibi hiç dergiye çıkamayabilir de.
Ephraim Kishon kitabımızın yazarı.İsrailli mizâh ve senaryo yazarı , yönetmen.Nazilerden kendini zor kurtarmış beynelminel bir kişilik olan yazarımız savaş yıllarında dahi mizâhını konuşturmayı başarmış.Şöyle dönüp bir de ülkemizdeki edebi kişiliklerimize baktığımızda Aziz Nesin ‘e benzetiriz.Aslında kim kime benzer bilmem ama verdikleri tadı benzetir işte damağım birbirine. Macaristan’da doğar,döner dolaşır oralarda olur hep.Rüyalarını Macar dilinde ama İbranice alt yazılı olarak gördüğünü de iddia eder kendisi. “Ben yazar değilim, mizahçıyım. Ancak ölünce yazar olursunuz.” sözünün de sahibi.Kendisi pek renkli de biraz da kitaptan bahsetmek gerek.
Kitabımızı illaki gülmeliyim diye açıyorsak gülebileceğimiz yerleri kaçıracağız.İlk olarak bunu bilmeli.Sonra politikacılarla bol bol gır gır geçeceğiz ki bunu kesin bilmeli.Mizah bu,alınacak yer değil kafamıza bir şeyler alacak yer bulmamız gerek.
Ne mi anlatıyor? Dolniker adında yaşlı mı yaşlı,kurnaz mı kurnaz bir politikacımız var.Kendisi pek bir nutuk atma hastası,aynı zamanda da parti başkanı.Tansiyonunun ve kalp krizlerinin etkisiyle doktorundan son bir uyarı gelir.Yorucu tempoyu askıya alarak şehir gürültüsünden kati olarak uzaklaşmak amaçlı devletin en ücra köyüne gitmelidir,tabii sekreteriyle.Bilinmeyen yere ayda bir Kooparatif kamyonu gelir,başka da kimse gelmez.Köyde bitek Kooparatif kamyonun şöförü bi’ de Bay Şolthas’ı tanırlar,o da Kooparatif’in müdürüdür.Ama büyük adamdır o.Memlekette ondan büyüğü yoktur.Bir de sular idaresindeki bir bey vardır,hani köye su getiren; ama o –kutsal bir kişiyi anarcasına ses alçaltılarak- mühendistir! Kim nereden tanısın bizim ünlü devlet adamımızı?
Gel zaman git zaman bizim devlet adamımızın da adı mühendise çıkar ve kendini kabullendirmeye,kabullendiremeyince kaçmaya,kaçamayınca belediyeye çıkışmaya,belediye de olmayınca muhtarı aramaya koyulur.Sonunda ilk kıpırtılar başlar ve muhtara kendi kiraladığı arabasını vermeyi teklif eder.Zor kabul ettirir bu teklifini de.Ne de olsa araba ile hayvan yemi,ot filan taşınır;insan değil.Sonra bu anlayış değişir ve araba sevdası başlar köyde.Dolniker’ın ilk oku yaydan çıkmış ve tohumları yeşermeye başlamıştır.Herkese kendisinden araba istemesine karşın verdiği yanıtın ; ‘O muhtar,hakkıdır.Sen de muhtar ol,araba senin olsun.’dur. Muhtarlık için yarışlar başlar.Propogandalar yapılır,duvarlar sloganlarla donatılır,kavgalar edilir,yerel geçici meclis kurulur.Kimsenin anlamadığı bir şekilde saatlerce Dolniker gibi konuşmak imrenilen bir durum halini alır.Köye kurulan geçici meclis vergi toplamak ister ki üç dolap alabilecekler mi,bilmem kaç koyunu olanlar mı,bilmem kaç dönüm arsası olanlardan mı alalım vergiyi diye karar veremeyip kura çekerler.Vergiyi toplayabilmek için polis teşkilatı kurulur.Polis bir sonraki vergilerin başkasından alınmasına karşı çıkar.Çünkü vergi gazilerinin evde olma saatleri ve huyu suyu öğrenilmesinden dolayı onlar alışılmıştır.Eh zamanla yolsuzluk da olmazsa olmazımızdır hani.Muhtarlık için seçimler yaklaşır.Dolniker ‘ın yolladığı kurtarıcı güvercinleri bulanlar muhabirlerle gelir ve Dolniker köyde kalmayı tercih eder.Eşi ve muhabirler tarafından köyden kaçırılmaya çalışılır ve zor kurtulur.Dolniker bir çobandır artık.Zamanla güzelim sakin köyü politik tartışmaların yaşandığı,ağız dalaşından,çatışmalardan geçilmeyen ve sonunda kendisini de hiçe sayan bir köy oluşturduysa da bu ortamdan kendini kurtarmayı da başaramaz ve muhtar adaylarından biri Dolniker’ı diğeri de sekreterini esir alır.Artık kurtulmak pek de kolay olmayacaktır.Muhtar olmak hizmet,prestij meselesinden çok teknoloji yardımıyla bir ölüm kalım savaşına döner.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Ephraim Kishon Çeviren: Moşe Beraze || Liste Fiyatı: 9,00 YTL. || Yayın Yılı: 1999 || 3. Hm. Kağıt || 10,8×18,8 cm || Karton Kapak || ISBN:975494154
An gelir ki yollar ayrılır ve bazı kararlar vermemiz gerekir.An gelir ki canımız sıkılır ve yeni bir şey yapma gereksinimi duyarız.İçimizdeki sıradışı ruhu ortaya çıkartabilen pek az kimse olur bu anlarda.Hatta böyle anlarda öyle dönüşümler , yeni fikirler ortaya çıkabilir ki insanların peşinden gittiği,kitlelerin dünyayı değiştirmek için adım attığı bir oluşumun temeli dahi olabilir.
Luke Rhinehart adlı psikiyatrist da bir sıkılma anı yaşar ve radikal bir bakış açısıyla hayatına kendince anlam katma çabasına girer.Bulduğu çözüm aslında basittir.Bir zar alır ve zarı atmadan önce gelebilecek her rakam için bir tanımlama yapar.Yani eğer bir gelirse uyuyacağım,iki gelirse duygusallaşacağım,üç gelirse sinirleneceğim gibi.Ardından zarı atar ve zarların hayatının geri kalanını belirlemesine izin verir.Koşulsuzca ve kesin kurallarla…Böylelikle benliğinde, içindeki en küçük parçanın bile sesinin duyulmasını sağlar.Aslın Luke şu an uyumak istiyor olabilir.Fakat içindeki küçük bir parça duygusallaşmak bir diğer parça sinirlenmek ve başka bir parça da daha farklı bir şey istemektedir.Onları baskı altında tuttuğundan ötürü benliğinin büyük bir parçasının uyumak istemesi ağır basar ve diğer parçaları hiç yokmuşcasına uyuma eylemli için hareket geçer.Bunu farkeden Luke artık zarlar yardımıyla kişiliğini keşfetme yolunda ilerler.Zarın olasılıklarını oluşturan seçenekleri de kendisi yazdığından, içindeki küçük parçaların isteği dışında herhangi bir şeyi yapmak zorunda kalmaz.
Zamanla, pek tehlikeli gibi gözükmeyen bu oyun hayatının anlamı olur.En küçük ihtiyaçlarında bile zara danışır.Daha tehlikeli seçenekleri zara sunar ve içindeki bir çok parçayı keşfetme yolunda ilerlerken riskleri arttığı gibi kişiliğini de kişiliksizleştirmeye başlar.Amacı da zaten benliğini yokedip bir zar adam oluşturmaktır.Artık seçeneklerde hırsızlık,vatan hainliği,dolandırıcılık,tecav*z,ölüm gibi büyük önem taşıyan olasılıklara da yer verir.Kendi kimliklerini dahi zarlara sorgulatmaya ve bir çok mürit toplamaya başlar.Zar Dini oluşur ve hayatlarını zarlara göre sorgulayan kişiliksiz kişiler meydana gelir.Her an farklı bir kişilik olan,ne yapacağı belli olmayan garip bir topluluk oluşur ve Zar Merkez’leri kurulurak Zar Dini (Terapisi) insanlara öğretilmeye başlatılır.Her şey belirsizdir artık.Aslında bu olayların yaşanıldığı bile bir şüphedir.Eğer zar Luke’a böyle bir olay uydurmasını istemişse o da uydurmuş olabilir.
Kitabı yorumlamak için belki yaşamak gerekir ama bu ilgin kitabın kapağında yer alan ‘Yüzyılın Romancısı’ ünvanı beni pek rahatsız etti.Garip bir kurgu ile ilgi çekecek olan tecav*z , cins*llik gibi ögeleri birleştirerek bir kitap yazarak bu ünvanı hakedemez kimse.Açıkcası kitabın ilk bölümleri sıkıcı geldiğinden kitaba bir kaç hafta ara verip tekrar başladım.İçersinde pisikiyatri ile ilgili farklı söyleşiler bulundurması açısından gerçekten ilgi çekici olsa da genel anlamda anlatımı desteklemek için kullandığı ögeler açısından beğenmediğimi belirtiyorum.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Luke Rhinehart , Çeviren: Enver Günsel || Liste Fiyatı: 20,00 YTL. || Yayın Yılı: 2008 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:6055943394
Çarşamba, Mayıs 20, 2009
4 Yorum