Fırat benim için saflığın sembolü olmuştur her zaman. Altta kalmak istemeyen, meraklı, eğlenceli ve bir o kadar da utangaç… Yeri geldiğinde inatçı ve kıskanç olması fakat bunları çocuksu bir saflıkla yapması onu bizim gibi hissetmemizdeki temel öge bence. Yaptığı her ne olursa olsun, biz onu onda kendimizi bulduğumuzdan, hatalarıyla, saflığıyla seviyoruz. Evet biliyorum böylesine çizgi dizi hakkında biraz garip bir tanıtım yazısı oluştu fakat bir düşünün. Bu çizgi diziyi sevdiysen bu yazının bu kısmına kadar okudun ve eğer sevebildiysen sen de bizim gibi diğerleri gibi zamanında sokaklarda oynadın, kıskandın, sevdin, rezil durumlara düştün. Elinde kopmuş bir priz ile işime yarar diye eve geldin, belki tosoların halıyı kirletti diye tokat yedin, arkadaşın robotla oynarken terlikle oynadın. ((: Güzel taraf da bu, onda kendini bulabilmek.
Uğur Gürsoy ‘un bu konuda ne kadar başarılı olduğu ortada. Gerek karakter seçimi, gerek mimikler ile duyguları hissetmemizi sağlıyor. Çoğu zaman bir göz dolması, göz bebeklerinin konumu öylesine keskin mesajlar veriyor ki bir yerden tanıdık geldiğini biliyorsunuz. Uykusuz ‘u takip ettiğimden Fırat 2′deki tüm bölümleri biliyordum fakat gerçekten güzel bir nostalji oldu. Gülümsemek isteyenler biran önce edinmeli. Saflığın içinizden yaşadığın bir göstergesi benim için gülümseyebilmeniz.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Uğur Gürsoy || Yayınevi: Mürekkep Basın Yayın || Liste Fiyatı: 11,00 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 16,5×19 cm || Karton Kapak || ISBN:6054173006
Ölümle yaşam arasında mizahla felsefenin edebi buluşması olan hikaye oyunu İhsan Oktay Anar’ın postmodern yaklaşımıyla olağanüstü bir hal alıyor. Öyle bir oyundur ki bu her hikaye için yaşamın ömrüne bir yeni saat eklense de kazanmak için değil, sadece ve sadece oyunun zevki için, hikaye anlatmanın eşsiz tadı için oynanıyor.
Postmodern paradokslara yelken açan bu kitap ‘Det sjunde inseglet’ (1957) adlı filmde de benzer olduğu gibi fedakarlığı yücelten, her ne kadar basit, gerçekleri ortada hikayeler olsa da verdiği mesajların netliği, tutarlılığı ile göklerin kanunu olan eğer yaşayanlardan birinin Ölüm’ün kalbini yumuşatıp onu ağlatması veya güldürmesi halinde canının bağışlanmasını konu alıyor.
Kitaptan alıntılamak istediğim bir çok güzel bölüm var. Birkaçı;
- Benim Dünyada tattığım en büyük lezzet hayat değil, insanlık!
- Sevgisini kalbinde taşığı sürece herkes ona kavuşmuştur bana göre.
- İşte o zaman meşk başlar
Zaten cennet de budur!
… ve gülümseyen herkes
Cennete bakıyor demektir!
- Cenneti görmek için gözlerimizi açmamız değil, belki de kapamamız gerekir.
Ölümle yaşan arasında geçen hikayeler;
- Korku
- Güneşli Günler (Ölüm)
- Bidazın Laneti (Cezzat Dede)
- Din
- Bir Haç Ziyareti (Cezzar Dede)
- Dünya Tarihi (Ölüm)
- Aşk
- Ezine Canavarı (Cezzar Dede)
- Hırsızın Aşkı (Ölüm)
- Cennet
- Şarap ve Ekmek (Cezzar Dede)
- Gökten Gelen Çocuk (Ölüm)
Son olarak kısa bir hikaye ile kapanış yapalım.
Dedenin sözüne bakılırsa, vaktiyle çok zengin olan, ama malını mülkünü fakirlere dağıtıp bu dağın zirvesinde tefekküre dalan münzevi, bir şekilde ilahî sırları ve gaby âleminin ilmini öğrenmişti. Fakat onca ilme ve irfana rağmen, hâlâ mutsuz ve öfkeliydi. Çünkü bilmesi gereken asıl şeyi bilmiyordu. İşte bunun için, bir rahmet ile onun gönlüne susuzluk verilmişti. Adam da bu duyguyla, inzivaya çekildiği yerde bulunan derin kuyuya, su içmek için bir bakraç sarkıtmıştı. Ancak ne olduysa bundan sonra olmuş, münzevi ipi çektiği esnada, bakraçtaki suyun sathında kendi aksini görmüştü. Suyu değil, sanki kendi aksini içen adam, bütün ilmini unutmuş, ama sonuçta kendini bilmişti. Bu ise onun bilmesi gereken, zaten yegâne şeydi.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: İhsan Oktay Anar || İLETİŞİM YAYINLARI || Liste Fiyatı: 17,50 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13×19 cm || Karton Kapak || ISBN:9754706484
Ferhan Şensoy ‘un antremanda olmak adına günde 2 sayfa deneme, hikaye artık o an canı ne çekiyorsa karaladığını söylediğini biliyorum. Bu kitap da üstadın bu zamanlarda oluşturduğu yazılarının derlenmiş bir hali.
Bu sefer yazıların tadı biraz farklı geldi bana itiraf etmeliyim. Bir kavga hissettim bugün ile Ferhan Şensoy arasında. Teknolojiye bok atmak vardı yazılarında, yalnızlık yerine düşmanı bellemişti. Ben halen buradayım duygusunun ağır bastığı yazılardı bunlar. Biliyorum kelime oyunları yine müthişti, yine klasik Ferhan Şensoy kalıpları vardı. Özlem giderdik kabul de bir şeylerin eksik olduğunu tek hisseden ben miydim?
Diyalektiğin dibi yosunlu, reenkarnasyon, izmaritin, demlenen kuş ne güzel hikayelerdi. Eksikliğin ne olduğunu bilemesem de ustanın karaladıklarını yayınlamaya devam ettirmesini çok isterim, umarım bundan vazgeçmez.
Öyküyle deneme arasında gidip gelen geziperver yazılar buınlar. Ya da öykü türünde açık denizler özleyen, birbirlerinden çok bağımsız metinler ve fakat bütünde buluşuyorlar; insanı çerçeveleyen eşya, nebatat, hayvanlar kendi gözlerinden değerlendiriyorlar bildiğimiz, kendini çok cinfikir sanan salak insanoğlunu.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Ferhan Şensoy || ORTAOYUNCULAR YAYINLARI || Liste Fiyatı: 10,00 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm|| Karton Kapak || ISBN:9757904120

Fâtih.
Gelmiş geçmiş en büyük ve en renkli hükümdar.
Kültürlü.
Asker.
Matematik ve diğer müspet ilimlere meraklı.
Doğu dillerini bilir.
Batı dillerini bilir.
Sultan.
Ve şair.
Avni.
Aruzu kullanmakta usta.
Gazzeleri daha meşhur.
“Fâtih olmasaydım Ulubatlı Hasan olurdum,” diyebilen bir ruh kahramanı.
Fâtih!.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Prof. Dr. İskender Pala || KAPI YAYINLARI || Liste Fiyatı: 14,00 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:6054322190
Kitap okumak çok meşakatli bir yol. Okunması gereken klasikler, insanı yüceltecek özel öneriler, kişisel keşifler ve toplumdan kopmamak adına okunan popüler kültür kitaplarıyla insanın yolunu kaybetmesi gayet mümkün olan bir derya. Ben bunun dengesini kurmakta oldukça zorluk çekiyorum, bunu itiraf etmeliyim.
Yolunu kaybetmek diyerek anlatmak istediğim şeyi açıklama gereği duyuyorum. Her kitabın faydalı olduğuna inanıyorum fakat belirli bir tarzda uzmanlaşma amacı taşımadan benzer kitaplar okunursa körelme yaşanacaktır. Sürekli aynı konulara ilgi göstermenin sonucu aynı bakış açısıyla defalarca bir nesneye bakmaktan farksız olmakta. İşte günümüz popüler kültür kitaplarından özellikle tarih konusunu ele alanlarında bu tehlikeyi görmekteyim.
Belirli bir seviyeye erişmemiş, gelişme düzeyindeki küçüklerimize hitaben yazılan, sürekli benzer konuları sözde milliyetçilikle işleyen kitaplar bunlar. Bunlardan biri olan ‘Geçmişe Mazi Derler’ adlı kitap küçüklerimiz için tehlikeli bilinçaltı etkiler barındırıyor. Yaptıkları bilmem kaç yüzyıl önce batıda ne gibi pislikler olduğunu göstermek, biz onlardan üstünüz şeklinde sonuç çıkartılabilecek her türlü bilgiyi hakaretlerle bezeyerek körpe beyinlere aşılamaktır.
Dikkat edilecek olursa çeşitli dallarda devrimsel çalışmalar yapmış Freud gibi isimlerin birçok yerde aşağılandığı göreceksiniz. Günümüz dünyasında batının bilimsel ilerleyişinde kısmen geride kalmışlığımızdan bahsedilmeyen ve nasıl bu çağdaşlık seviyesinin üstüne çıkabileceğimiz konusunda çözüm yolları getirmek yerine, bir zamanlar onlar gerideydi diyerek tarihin sadece gurur okşayıcı taraflarından bahsedilen ve dolayısıyla bırakın objektif tutumu, tam anlamıyla taraflı bir yaklaşımı olan hatta öyle ki kimi yanlışlarımızı da doğru göstermeye çalışan bir kitap.
47 adet neredeyse her vatandaşımız tarafından bilinen tarihi olayları birkaç satır arasına belge sıkıştırdıktan sonra ‘belgeriyle gerçek tarih yorumlaması’ gibi bir slogan uydurup, benzer cümlelerle, aynı hikayeyi birkaç yerde yinelerek edebiyattan yoksun olmasının yanında tarihçi sıfatından da yoksun halde, siyasileşen içerik barındırarak, bizi yücelten değerlerden bahsetmek yerine batıyı kötüleyen ögelerden bahsetmeyi seçmiş acizce debelenen Ahmet Sarbay kitabıdır.
Tarih bu değil, nedir derse sayın yazar gelsin kendisine şanlı tarihimizi anlatayım.
Kitabı halen okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Ahmet Sarbay || BABIALİ KÜLTÜR YAYINCILIĞI || Liste Fiyatı: 12,50 TL. || Yayın Yılı: 2003 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm || Karton Kapak || ISBN:9758486519
Simyacı (özgün adı O Alquilmista), Brezilyalı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho’nun, yayınladığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir fenomen olarak değerlendirilen üçüncü romanıdır.
Simyacı, altı yılda kırk iki ülkede yirmi altı dile çevrildi ve yedi milyondan fazla sattı. Bu, Gabriel Garcia Marquez’den bu yana görülmemiş bir olay. Roman, yüreğinde çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir klasik kimliği kazanmıştır.
Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsüdür.Simyacı’yı bulmak kendini bulmaktır…Simyacı’nın dünya çapında bu kadar satmasının sebebi belki de kılavuzculuk niteliğinin ön planda olmasıdır.Simyacı’yı okumak , herkes uykudayken şafak vakti güneşin doğuşunu beklemektir.
Hikaye;
Santiago adlı çoban ikidir aynı rüyayı görmektedir.Bu rüyanın tasviri için bir çingeneye gider(çingeneleri sevmiyor kendisi bu arada).Çingeneye rüyasında bir çocuğun onu Mısır Piramitlerine götürdüğünü ve orada bir hazine bulacağını söyler.Kadın da orası neredir bilmem ama seni bir çocuk götürdüğüne göre öyle bir yer vardır ve hazine oradadır.Senden artık para istemiyorum ama bulursan hazinenin %10 unu isterim.Sonra kasabanın alanında kitap okurken ihtiyar bir adamla karşılaşır. Adam sohbet açar ve bütün geçmişini yere yazar (ana babasının adı, babasının tüfeğini karaca avlamak için kaçırışı, ilk cinsel deneyimi). Ve hazinenin yerini söylemek için sürünün %10 unu ister. Çoban sürünün %10 unu verir ve ihtiyar adam ona “Urim ve Tummim” adlı iki taş verir (Tevrat’ta geçer ve fal bakmak içindir). Adam Salem kralı Melkisedek’tir (Tevrat’tan).Yeri hakkında ise sadece Mısır piramitlerinde olduğunu söyler. Her zaman işaretlere saygılı ol diye de bir öğüt verir. Çoban sürüyü satıp Afrika’ya gider. Kahvehanede bir gençle tanışır ve rehberi olmasını ister. Sonra da kahvehane sahibi uzun bir nutuk çeker (Santiago hiçbir şey anlamaz tabi) ve giderler. Pazar yerinde genç Santiago’nun parasını çalar. Hiç parası yoktur Santiago’nun artık. Ondan sonra Billuriyeci Dükkanı’na gider (dükkan artık eskisi gibi çok müşteri çekmiyordur) ve orada çalışmaya başlar. Dükkan çocuğun gelişiyle ve önerdiği fikirlerin uygulanmasıyla eski halini aratmamaya başlar. Bu arada Santiago Arapça öğrenir.11 ay çalıştıktan sonra dükkândan ayrılır. Başta geri dönmeyi düşünür fakat sonra gitmeye karar verir. Bir kervanla çölü aşar.Kervanda bir İngiliz’i arkadaş edinir.(Adam “Felsefe Taşı” nı ve hayat iksirini yapmak için çöldeki simyacının yanına gidiyordur. Yani kısacası Simyacı olmak istiyordur.)Vahaya giderler ancak kabileler arasında savaş çıkmıştır. Sonra bir gün bir işaret görür ve vahaya saldırılacağı yorumunu yaparlar. Derhal kabile şefine gider. Olanları anlatır. Şef eğer savaş çıkarsa öldürülen her adam başına para alacağını söyler fakat saldırı olmazsa da öldürüleceğini de ekler. Çadırdan çıktığında Simyacı ile tanışır ve Simyacı eğer ölmezsen savaştan sonra çadırıma beklerim der.Savaş olur ve vahadakiler kazanır.Santiago para alır.Bu arada vahada hayatının kadını olacak “Fatima” ile tanışmıştır.(Savaştan çok önce galiba)Gerçi daha önce hemen hikâyenin başında Tarifa’daki bir tüccarın kızına aşık olmuştur fakat bu başkadır.Bu gerçek aşktır. Simyacı ile birlikte hazineye giderler altlarında at vardır çünkü Sİmyacı develeri hain olarak tanımlamıştır ne zaman çöküp duracakları belli olmaz ama at öyle değildir belli eder der.Çölde kabilelerle karşılaşırlar ve esir alınırlar. Bu esaret esnasında rüzgara dönüşmeyi öğrenir artık işaretleri çok iyi takip edebiliyordur. Bir süre sonra ayrılırlar.Santiago Mısır Piramitlerinin önüne varır ve kazmaya başlar.Kazar kazar ama boştur.Eşkiyalar gelir ve bir güzel dayak yer ve dayak yerken de Baş eşkiya “Ben de rüyamda İspanya’da yıkık bir kilisede hazine bulacağımı görmüştüm ama salak mıyım ki ben gideyim” der.Bu kilise hikâyenin başındaki kilisedir.Kazar ve orada bir hazine bulur.
İşin ilginci, hazine aslında başladığı yerdedir; ancak, yaşadığı ve öğrendiği şeyler ve Fatima da zaten başlıca bir hazinedir.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Paulo Coelho , Çeviren: Özdemir İnce, Orijinal ismi: O Alquilmista || CAN YAYINLARI || Liste Fiyatı: 12,50 TL. || Yayın Yılı: 1988 || İthal Kağıt || 12,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN:9755106820
Salı, Eylül 7, 2010
Yorum Yok