Arşiv | Kitaplık
İhsan Oktay Anar’ın helezonî (sarmal) kurgusu ile Descartes’in ünlü sözü “Düşünüyorum öyleyse varım.”, “Düşlüyorum öyleyse varım.”a dönüşür. İstanbul ‘da 1681-1684 yılları arasında vuku bulan roman teori ve pratik arasındaki çatışmayı doruk noktasına çıkarır, metafizik ve fantastik ögelerle sıradan bir adamın sıradışı öyküsünü anlatır.
Özellikle her şeyin ve hiçbir şeyin hammaddesi olarak düşünülen “boşluğun” imâli için gereken para ki maddi anlamının da ötesinde, merakın ve bilgi arayışının sembolüdür, zihinleri açacak kadar derinlikli olduğunu belirtmeliyim. Her şeyle, hiçbir şeyin bir olduğu ve karşıt kavramların (varlık-yokluk, hareket-karşı hareket, ses-sessizlik, karanlık-aydınlık) birbirine bir olacak kadar yaklaştıklarını görürüz modern zaman masalında.
“Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”
Son olarak İhsan Oktay Anar ‘ın N.Y. (Novae Fulguri) için önsözde Latince yazdığı şiirin çevirisini sizlerle paylaşmak istiyorum.
“tui lucent oculi
sicut solis radii
sicut splendor fulguris
lucem donat tenebris”
“gözlerin
güneşin okları gibi parlak
aydınlatıyor karanlıkları
bir şimşek gibi çakmak çakmak”
Ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hâlâ çözebilmiş değilim. Rendekâr düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? (…) Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşünüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru oldupunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm. Varolduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: İhsan Oktay Anar || İLETİŞİM YAYINLARI || Liste Fiyatı: 17,50 TL. || Yayın Yılı: 2009 || İthal Kağıt || 13×19 cm || Karton Kapak || Film Hakları: Mustafa Altıoklar || ISBN:9754704724
İsimle Ateş Arasında… Devşirmelerden oluşan Osmanlı’nın yüzyıllarca vurucu gücü olmuş olan Yeniçeri’lerin hikâyesi.
Devşirme geleneğinin sonucunda yetişen Yeniçeri’nin sadakati kadar geride bıraktığı acıyı da bizlere göstermeyi ihmal etmeyen Nazan Bekiroğlu hikâye içersinde hikâye anlatarak bilgilendirici bir kitap üretmiş. Özellikle hikâyecik ve Yeniçeri’lerin yapısına dair çeşitli bilgiler benim uzun zamandır okumak istediğim fakat bu bilgilerin sadece klasik, sıkıcı diye nitelendirebileceğim tarih kitaplarında yer almasından dolayı ertelediğim öğeydi. İçeriğini bilmeden tavsiye ile okuduğum bu kitap beni öylesine sevindirdi ki! Çünkü asıl olarak Osmanlı tarihinde bir suçluyu işaret eden yüzlerce tarih kitabına inat, söylenmemişleri söylüyordu. Bir padişah ile yeniçeri arasındaki bağı ve hatta ulema üçgenini, padişahın töre ve şerri hukuk ile sınırlandırılmış yetkilerinin yanında atalarında olduğu gibi halkına karşı Allah’ın önündeki sorumluluğu ve hatalarından da bahsediyordu. Ve tabiî ki aşktan da!
Dili, devrin dilini daha iyi yansıtmak adına normalden ağır olarak kullanılmış. Özellikle benzetmeler kitabın baskın öğeleri. Neredeyse her satırda birkaç benzetme görmek mümkün. Dilin ağırlığı daha çok benzetmelerin üzerinde kendini gösteriyor. Hikaye üzerinde yer alan konuşmalar ve tamlamalar ağır olmasa da bir durumu, bir bakışı betimleyen sayfalarca ardı ardına dizilmiş benzetmeler kimi zaman anlaşılır ve hoş gelse de kimi zaman da bir kelimeyi anlamamak, bir sonrakinde zorlanmak ve düşen isteklenme ile sayfaların elimde ağırlaşmasına neden oldu. O yüzden ben de zorlamadım kimi zaman. Elimde ağırlaştığında koydum başucuma ve yazara yazması için gerekli olduğu kadar, okuyucuya da zevkle okuyabilmesi için gerekli olan ilhamı bekledim. Sindire sindire, okumak için okumak yerine kitaptaki derinliği anlamlı kılmayı amaç edindim.
Şanlı tarihin şahıslar kadar toplulukların da hatasıyla körelmesini konu aldığından giderek karamsarlaşan, duygusallaşan içeriği konusunda uyarmam da gerek. Yazarımız hikâyelerin uydurma olduğu defalarca yinelese de hikayelerdeki duyguların, hissedilişlerin yalan olmadığı da aşikar.
Fikrin ve muammanın ayrıntısına böyle düşüverdim. Aşkı taşıyan her kalbin muhkem olduğunu zannediyordum oysa. Meğer aşk indiği kalbi ihya ediyor ya, ihya edemezse yok ediyordu. Kazasız belâsız kurtulmanın imkânı yoktu.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu || TİMAŞ YAYINLARI || Liste Fiyatı: 16,50 TL. || Yayın Yılı: 2010 || İthal Kağıt || 13,5×21 cm|| Karton Kapak || ISBN: 9753627184
Hayat telaşı, odaklanabilmek çok zor bu günler. Ya hızlı adımlarla bir yere yetişmeye çalışıyoruz ya da yanımızdan geçen aracın gürültüsüyle tedirginlik içersinde hayatın tadını alamadan yaşıyoruz. Kimi zaman durmak, sessizlikte içimizden gelen sesi dinlemek gerek.
Oğuz Dinç öyküleriyle benim için bir sığınak haline geldi. Bir sığınak bir kaçış… Otobüste kitabın sayfaları birbirini izlerken biran başımı kaldırdığımda farkettim ki kitaptaki karakterlere bakıyordum. Bir gülümsemeleriyle hayatı anlamlı kılan bu içten karakterler hem kitabın içersindeler hem de karşımdalar. Elimdeki kağıt parçasını anlamlı kılan kelimelerin soyut çağrışımları o kadar yakın ki ve bir kadar ulaşılmaz ki. Birkaç sayfacıkta yepyeni insanlar tanıyıp dertlerini dert edindiğim gibi hayat anlamcıları topluyorum içimde. İnanıyorum ki kitabı kapattığımda onlar artık sayfalar arasında sıkışmıyorlar, benimle oluyorlar. Sonu yazılmamış öyküleri özgür kılıyorum kendi benliğimde, bitmiş hikayerleri de yaşanmışlığıma ekliyorum, yaşamasam da hissederek.
Yalnız olmak ve yalnızlığın ağırlığını kaldırmak ne kadar zordur pek az kimse bilir. Sayfalar arasında kendini bu ızdıraptan kurtaran kitap dostları kimi zaman da kendini tutamaz kendini, boş sayfalara içini döker, koyverir boşluğa anlamları, ortak dertleri. Koyvermişliğin, içinin, içtenliğinin dökülmesini izin vermişliğinin güzeliğiyle ustaca kullanılmış basitlikle Modena’lı bir Mektup’taki tarifi okurken karnınızı guruldatabilir pekâlâ, sevdiğine ‘Artık hayallerimizi birlikte kuralım.’ dediğinde o ses sizin de içsesiniz olur, o anki aşkı gerçek yapan sizsinizdir. İşte tüm bunların gönül aracısı da Oğuz Dinç.
İç açıcı kapak tasarımıyla ve Oğuz Dinç imalı kitabı açıkcası olumlu bir önyargı ile elime aldığımı itiraf etmeliyim. Özellikle ‘Merhaba Anton’ öyküsü benim en beğendiğim oldu. Yazardan artık bir de roman bekliyorum!
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Oğuz Dinç Yayına hazırlayan: Zarife Öztürk, Defne Orhun | Kapak Tasarımı: Deniz Akkol | Sayfa Düzeni: Tarkan Togo || ÇİTLEMBİK YAYINLARI || Liste Fiyatı: 5,00 TL. || Yayın Yılı: 2005 || İthal Kağıt || 12,3×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN: 9756663715
Erdem Genç ‘in hediyesi olarak okuduğum kitap beni bir çok açıdan şaşırttı. Şaşırttı kelimesini kullanırken sayfa numaralarının sondan başa doğru akması gibi sıradışı özelliklerden çok içeriksek ve konu seçimindeki özellikleri kastediyorum. Edebiyat hayatın kendisidir, bunu sadece söz olamaktan çıkararak uzun zamandır nice öykü yazarının yapamadığını yaparak gençlerin dilinde hayatı öyküleştirmeyi bulacaksınız bu kitapta.
Sözünü esirgemeyen, insanların hayatta bunlar da yaşanıyor diyemediği çeşitli özel noktaları su yüzüne çıkartıyor. Açıkcası kimi cinsellik temalı öykülerinde ve aşırı derecede ölüm, şiddet temalı öykülerin ardarda sıralanmasından her ne kadar rahatsız olsam da (ki bu konuları diğer konularla harmanlamasını beklerdim, genel olarak bakılınca sadece bu konuları işlemesi de üretkenliğe gölge düşüren bir durum) anlattığı konuya hakimiyeti, şaşırtabilme gücü, olayın gidişatındaki sizi öyküden koparmayan üslub ile Debut (Fransızca’da ‘öncü,ilk’) öykülerle Erdem Genç ‘in düş dünyasına yolculuk.
Sert diyebileceğim epik temalarla insanın içinde ukte bırakan öyküler kimi zaman yazarın parantez içi cümleleriyle sadece bir öykü olduğunu belli etse de kolay kolay kendinden koparmıyor, etkisinde bırakıyor bizi. Kitabın sonunda etiketler alanını görmek blogları hatırlatan ve hoşuma giden durum. Kimi öykülerinden çıkarılan anafikirlere katılmadığım gibi bazı dipnotlar da inanılmaz derecede gereksiz. Söylemeden edemeyeceğim bir başka ayrıntı ise Debut ‘u satın alırken okuyucunun fiyatı kendi belirlemesi. Yani isterseniz 1 TL ‘ye isterseniz de 100 TL ‘ye kitabı satın alabiliyorsunuz, şaşırtıcı bir içtenlik örneği.
Biraz eğlenmez, farklı üslup tatmak isterseniz, yeniliklere açığım diyorsanız okuyabileceğiniz bir kitap.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Erdem Genç || CAMGÖZ KİTAP || Liste Fiyatı: 7,00 TL. || Yayın Yılı: 2009 || Kitap Kağıdı || 13,5×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN: 6056074912
J. D. Salinger Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ve Seymour – Bir Giriş ile Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen), Franny ve Zooey adlı kitaplarında olduğu gibi Glass ailesini konu alıyor. Biraz daha imgesel olarak bakarsak Dokuz Öykü adlı kitabını da sayabiliriz.
Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar bölümünde kendini zor ele veren hikayenin içinde ayrıntıları kovalayarak neler olup bittiğini anlamaya çalışmak ve gerçekten sabırlı bir okuyucu olmak gerekiyor. Salinger bu dengeyi kişi tahlileriyle öylesine müthiş tutmuş ki bir arabada oturmakta olan kişiler hakkında yazdığı eğlenceli diyologlar kadar bakışları da manalaştırması ile benim oldukça beğenimi kazandı.
İkinci öykü olan Seymour – Bir Giriş işe Glass ailesinden Buddy tarafından ağabeyi Seymour ‘u anlatmasıdır. Genel anlamda Haiku şiirlerini anlatmaya odaklanır, Salinger ‘ın diğer kitaplarından eksik kalan noktaları tamamladığı, gerekliliği konusunda şüpheye düştüğüm öyküdür. Salinger ‘a olan bağlılığımı sınadı gerçekten. Kendi içersinde ne kadar bütün olduğunu, arada ne kadar kavramın yitip gittiğini halen bilmiyorum. Yazarın bir öykü denemesi desem yeridir heralde. Konuyu Seymour ‘un şiir anlayışından açtıktan sonra aklına gelen noktaları takip etmesi ve konu ile tamamen alakasız bir noktaya geldikten sonra biranda neyse diyerek ana temaya dönmesi benim yadırgamakta haklı olduğumu düşündüğüm kısımlardan sadece biri. Belki kitabın bu bölümünü tek seferde (ki işkence olurdu) okusam, anlamsal bütünlüğünü kavrayabilirdim fakat bir kez ara verdikten sonra bulunulan noktayı kavrayabilmek ve üstüne kurulan çadırın içersinde nefes almadan durmak gibi. Sıkıldım, sıkıldım! İkinci öyküyü neredeyse sonlarına gelmeme rağmen kendime işkence etmemek amacıyla kapattım. Belki bir gün, vakti gelince benim için daha anlamlı olur da okurum. İkinci öykü ile ilgili belirtmeden geçemeyeceğim nokta okuduğum zaman dilimi içersinde Haiku konulu kitaplar okumaması sağlaması ve bu söz sanatı ile ilgili derinlemesine yorumlar yapması olduğu kadar parantez içersinde belirttiği sözünü esirgemeyen yorumlardır.
Yeryüzünde amatör bir okuyucu
-yani okuyup geçen biri- kalmışsa
eğer, tarifsiz sevgi ve minnetle,
rica ediyorum ondan, bu kitabın
ithafını dörde bölsün, karım ve
çocuklarımla paylaşsın.
Ne kadar güzel bir ithaf…
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: J. D. Salinger , Çeviren: Coşkun Yerli/ Sevin Okyay || YAPI KREDİ YAYINLARI || Liste Fiyatı: 9,00 TL. || Yayın Yılı: 2010 || Kitap Kağıdı || 13×21 cm || Karton Kapak || ISBN: 9753633181
![Sokrates'in Savunması Kapak [Yazar: Platon(Eflatun) , Çeviren: Turan Erdem]](http://www.rsskitap.com/wp-content/uploads/sokratesin-savunmasi-platon-eflatun-93x135.jpg)
Felsefe Öğretmeni Oğuzhan Özdemir ‘in tavsiyesiyle okuduğum bu kitap Sokrates ‘in öğrencisi olan Platon ‘un kalemiyle bizlere aktarılan, Sokrates’in şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanılmasının hikayesidir ve savunmasını yapmasının.
Sokrates (Yunanca: Σωκράτης, M.Ö. 470 Alopeke, Attika – M.Ö. 399 Atina), Antik Yunan filozofudur. Yunan Felsefesinin kurucularındandır. Yazılı eser bırakmamış ve tüm öğretilerini sözlü olarak yapmıştır. Ahlak felsefesi, diyalektik uslamlama, ironi, maiotik…
Anlatmak istediğim fakat altından kalkamayacağım (yazıp yazıp sildim, vazgeçtim) kadar bilgisizliğimi hissettiren bu konularda sizlere olmayan bilgimi de sunamayacağım. Bu kitabı okumaktaki amacım genel anlamda ‘kendini tanı’ olarak nitelendirebileceğim bu olgular bütününü anlamaya çalışmamdı. Bilmediğini bilen ve bu yüzden diğer insanlardan daha bilge olan Sokrates ‘i biraz daha olsun tanımak için okunabilecek başucu kitaplarından.
Kendime, aslında dedim, ikimizden hiçbirinin güzel ve dğru herangi bir şey bildiğini sanmıyorum, ama o bilmezken bildiğini düşünüyor, ben bilmiyorum ve bildiğimi de düşünmüyorum. Böylece ondan salt şu küçücük noktada, bilmediğimi bildiğimi düşünmememden biraz üstün gibi göründüm.
Kitabı okumak isteyenlere kitap hakkında bilgiler:
Yazar: Platon(Eflatun) , Çeviren: Turan Erdem || ARYA YAYINCILIK || Liste Fiyatı: 6,00 TL. || Yayın Yılı: 2010 || Kitap Kağıdı || 11×19,5 cm || Karton Kapak || ISBN: 9758491414
Sayfa 5 - 22« Önceki«...34567...»Son »
Çarşamba, Mayıs 26, 2010
Yorum Yok