
01 doğumlu, 03 mezunu, 33 oturuşlu, 34 delisi, 26 Donas hastası (bilen bilir), 06 gezgini. Japon sevdalısı. Kalbi ve mantığı ne derse o. İletişim: uhkut9@gmail.com
Dirik ve Lirik ve Dinginlik: Haiku

Haiku
“Gemliğe doğru / denizi göreceksin; / sakın şaşırma” Orhan Veli
Size sadece 3 mısra, her bir mısrada sırasıyla 5, 7 ve 5 hece -toplamda 17 hece- kullanma hakkı verseler ve bunlarla başlı başına bir dünya yaratmanızı isteseler, tepkiniz ne olurdu? “Üç mısrayla ben ne yazabilirim” diye baştan pes etmezdiniz değil mi, yoksa eder miydiniz? = ) Zira tek bir gökyüzünden milyonlarca yıldız üstümüze yağmaktayken üç mısrayla binlerce duygu harmonisi yaratmanın sizi zorlayacağını sanmıyorum hehe. Çekinmeyin canım, bunun adına Haiku der, Japonlar. Aslında Haiku, üç dizeden oluşan kısa bir şiir türü olmasına rağmen edebiyatta en yalın duygularınızı yansıtılabileceğiniz bir tür. Ya da okuduklarım bana bunları hissettiriyor. Eminim ki siz de bu yazı sonunda Haiku’nun çekiciliğine kapılıp yüzlerce Haiku yazma isteği duyacaksınız.
Haiku hakkında birkaç teknik açıklama verelim: Haiku oldukça kısa ve haikuda kullanılan malzemeler az.
(daha fazla…)

RSS Kitap olarak 3 gün önce Formspring takipçilerimize bir soru yönelttik. Sosyal Medya’nın nabzının attığı Facebook, Twitter, Friendfeed ve Google Buzz üzerinden de yayılan sorumuz geniş bir kitleye ulaştı.
Sorumuz
“Bir kitap eleştirisinde neler olmasını beklersiniz?”
Amaç
Kitap blogu olarak Sosyal Medya’yı aktif olarak kullanıp, nabzını ölçmek, çeşitli etkileşimler oluşturmak temel amacım. Bunun yanında internette faydalı bir şeyler olduğunu, Sosyal Medya kavramının gücünü göstermek de sonucunda hedeflediğim ögeler.
Beni, gelecekteki eleştirilerimi etkileyen bu cevaplar ile Sosyal Medya’daki aktif kitlenin ‘kitap eleştirisi’ hakkında düşüncelerini rahatlıkla öğrenebiliyoruz. Ayrıntılı bir makale yazmak yerine yorumları size bırakmak istiyorum. Çünkü bu sizin devriniz, web 2.0 üstüne bir şeyler koyarak daha da öznel bir dünyaya yolculuk yapıyoruz, web 3.0′a. Bu sefer söyleyebilmekten öte, söylediklerinizin dinlendiğini bilmenizi isterim.
İşte yanıtlar; (daha fazla…)
-Dans edelim mi? dedi.
Gülümsedim sadece. O an sadece bunu yapabildim. Gözlerimden içimden geçirdiklerimi okur diye öyle korktum ki. Korkutuğum kadar da istedim aslında. Bir şey söyleyemedim yine de. Sadece gülümsedim. Gülerek baktı o da bana, gülümseyişini daha da güzel kılan o sevimli sesle beraber.
…
-Benimle dans eder misin? dedim.
Hayatımda ilk defa bir erkeğin benimle dans etmesini bu kadar çok istediğimi bilerek. Hayır demeyecekti biliyordum. O an dans edemeyecektik, bunu da biliyordum. Yine de sorduğum an yüzünün aldığı şekil, bana o anki bakışı zaten dansın bir türüyle eşdeğerdi. O yüzden de, o an, her şeye değerdi.
Çalan şarkıyı mırıldanıyordu ben soruyu henüz yöneltmemişken. Severdi o şarkıyı. Ne zaman çalsa, mutlu olduğunu ele verirdi güzel yüzü. Şarkı çalmaya başladığında zaten bana doğru geliyordu. Geldi, sordum:
-Benimle dans eder misin?dedim. O sorduğu zaman, aynı benim yaptığım gibi gülümsedi o da. Baktık birbirimize bir süre. Hiçbir şey söylemeden. Sadece baktık. Öyle güzel şeyler gördüm ki bana bakarken, aklımdan tek geçen “bana hep böyle baksın” düşüncesiydi.
-Bu şarkıda da ne güzel olur dans etmek,dedi. Güldü yine. Gitti sonra.
Zaman geçti üstünden. Çok zaman geçti. Gün yeni yeni doğuyordu. Ayaktaydım. Ayaktaydı o da. Dileğim gerçek oldu, bana yine öyle baktı.Yanıma yaklaştı. Daha da yaklaştı. Bir eliyle belimden tuttu. Kendine doğru çekti beni. Başımı omzuna koydum. Bir elimle ben de ona sarıldım belinden. Diğer eliyle,çok sevdiği boynumu kavradı. Artık iki elim de belindeydi. Aramızda hiçbir şey yoktu. Birdik. Müzik yoktu. Ses yoktu. Sormadı, cevap vermedim. Sormadım, konuşmadı.
Dans ettik.

Bu ayki konuk yazarımız romantizme kadın tarafından bakarak duruma bambaşka bir duygu katan, yazılarındaki mutluluğu içinizde hissedeceğiniz Ezgi Özmen. Blogundaki diğer yazılarını da incelemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. http://ozmennezgi.tumblr.com
“Ölmek istemiyorum!” dedi orta boylu, otuzlu yaşlardaki adam yerde kanlar içinde yatarken. Belki çok geç kalmıştı bunu söylemek için ama yine de söylemişti işte dudakları bile hareket etmeden. Başından süzülen kan alnına ve oradan da dudaklarına doğru akıyordu. Adam yüzündeki bu ılık akışkanın onu böyle bir ruh haline sokacağını tahmin bile edemezdi önceden. “Ölmek istemiyorum!” diye tekrarladı.
Dudakları kıpırdamıyordu. Ne yaparsa yapsın hareket edemiyordu. Belki de çoktan ölmüştü ve farkında bile değildi.
Ansızın önüne çıkan bir araba ve dikkatini dağıtan telefon… Sonuç şu an tüm kırmızılığıyla yüzünden aşağı doğru akıyordu. ‘Ölüm beklemez. Ansızın gelir.’ dedi içinden. Babası o daha bir çocukken hastanedeki yatağında aynen böyle demişti ona. Gerçekten de beklemiyordu. Daha otuzlu yaşlarda olmasına rağmen onu kollarına almış bırakmıyordu. Oysa her şey için çok erkendi. Daha hiçbir şey yaşamamıştı belki de. Şimdi ölecek miydi? Burada, her şey bitecek miydi? Annesi ve babası gibi o da erkenden gidecek miydi?
Doktor adamın bileğini bıraktı ve kendisi gibi mavi gömlek giyen birkaç adamı daha yanına çağırdı. Adamların getirdiği iki demiri adamın göğsüne bastırdı ve adamı yerinden yirmi santim kadar zıplattı. Adam tepkisizce geri yere düşmüştü. Şok hiçbir etki göstermiyordu.
Şokla birlikte zıplarken gözlerinin önüne beyaz sahneler geliyordu. Sanki şimşek çakarcasına beyaz sahnelerdi bunlar. Bu sahnelerin ardından da son kaza anı geliyordu gözlerinden. Camdan dışarı fırlayıp buraya düşüşünü hatırlıyordu. O anki acıyı tekrar tekrar yaşıyordu. Kendine geldiğine “Ölmek istemiyorum!” diye yineledi ama olmuyordu işte. Bir türlü sesi çıkmıyordu. Kimse onu duymuyordu. Başının üstündeki adam bile onun farkında değil gibiydi.
Doktor ümitsizce başından kalkıp giderken öldüğünü anlamıştı. Vücudunu hissedebilse belki ağlardı ama hiçbir şey hissedemiyordu. Sadece çevresine bakıp, etrafındaki insanları izliyordu. Hepsi bir yerlere koşuşturuyor hepsi birileriyle ilgileniyordu. Oradaki çoğu kişi belki de kendisi yüzünden ölüyordu. Sevdiği kız bile ölecekti belki kendisi yüzünden. ‘Merve!’dedi acıyla. Ses çıkmayacağını bile bile haykırdı ismini beli onu duyar diye. Ama kimseden tepki yoktu. Çevreye bakınmaya başladı belki görebilirim onu diye.
Oradaydı. Doktorun dikiş attığı kız oydu. Yaşıyordu ve bu onu rahatlatmıştı. Yerinden kalkama çalışırken öldüğünü hatırladı. O yaşıyordu ama kendisi artık olmayacaktı. Daha ona sevdiğini bile söylemeden gidecekti. Yıllardır ona âşık olduğunu söyleyemeden, içindeki o sevginin büyüklüğünü ona gösteremeden gidiyordu. Oysa uzun zamandır bu günü bekliyordu. O biriyle çıkarken onun yanındaydı. O başka birinin elini tutarken bile onu seviyordu ve onun yanındaydı. Mutluluğunu bozmamak için sessiz kalıp öylece izlemişti. O sevgililerinden ayrılırken hep yanındaydı. Onu üzgün görmeye dayanamazdı hiç. Her üzgün olduğu an onu bir yerlere götürüp eğlendirirdi. Tıpkı bu gün olduğu gibi…
Günün sonunda söyleyecekti. ‘seni seviyorum.’ diyecekti. Artık bu duyguları onunla paylaşacak belki de birlikte bir hayata başlayacaklardı. O yıllardır sevdiği kız belki de bu gün onun olacaktı sonunda.
Merve doktoru iterek koşmaya başladı. Yerde kanlar içinde yatan adamın yanına geldi ve “Mert” diye bağırdı. Gözlerinden akan yaşlar tüm yanağına akıyordu. Yere, Mert’in yanına attı kendini ve Mert’in eline uzandı. Artık gözyaşlarına haykırışları da eşlik ediyordu. Yıllardır her anında yanında olan kişi ölmüştü. Artık yanında olmayacaktı. Kimse onun acılarını dindirmek için hazırda bulunmayacaktı. Kendisini kardeşi gibi görmeseydi belki de farklı şeyler yaşayacaklardı. Onu seviyordu uzun zamandır ama Mert’in onu kardeşi olarak sevdiğini düşündüğü için bir türlü yaklaşamıyordu ona. Ama dün sabah öğrenmişti onun böyle düşünmediğini. Yakın bir arkadaşı Mert’in de onu sevdiğini söylemişti. Bu geceyi sabırsızlıkla beklemişti. Yıllardır beklediği gece Mert’in ölümüyle son bulamazdı. “Mert!” diye bağırdı tekrar. “Seni…. Seviyorum.” Dedi başını Mert’in göğsüne dayarken. Sonunda söylemişti. Uzun zamandır içinde saklanan kelimeler Mert’in cansız bedenine karşı çıkmıştı.
Mert tüm pişmanlıklarının bir gece hayatını kararttığını gözlemliyordu. İstediği her şeye bir anda kavuşup, her şeyini bir anda kaybetmişti. Artık her şeyin bittiğinin farkındaydı. Düşünceleri bile uyuşmaya başlamıştı. Bir şey düşünemiyordu ve birazdan her şeyin biteceğinin farkındaydı. Son kez karşısındaki kıza baktı ve karanlığa gömüldü. Her şey biterken dudakları son bir kere kıpırdamıştı.
“Seni Seviyorum!”
Konuk Yazar – Ali Can Canbay Hakkında

Beni kırmayıp RSS Kitap için bir kısa hikaye yazan Ali Can Canbay’a teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisini edebiyat alanında irdelersek şiir ve kısa hikayelerini yayınlandığı bir blogu da mevcut. ( www.lcnby.net ) Ayrıca şuraya dikkat çekelim; basılmak için bekleyen ‘Deli Defteri‘ adlı bir kitabı var. Kısaca ileride adını bolca duyacaksınız diyebilirim. İletişim: lcnbyy [at] gmail.com
Metris 2 Nolu T Tipiş Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Kütüphane Memuru Sefa Bülbül‘den içten bir e-posta aldım. Cezaevi için okunacak güncel kitaplara ihtiyaçları olduğunu belirtiyordu. Ardından konu hakkında kendilerinden resmi e-posta istedim. Umarım konu ile siz sevgili kitap severler ilgilenir ve kendilerine kitap okuyabilmeleri için destekçi olur, bağış yaparsınız.
Kütüphanemizin Güncel yayınlara ihtiyacı söz konusu olmaktadır. Aylık
ortalama 1500- 2000 kitap okunmakta yıpranmış ve güncelliğini yitirmiş
eserler yerine daha güncel roman, kişisel gelişim, bilim, araştırma,
felsefe, sosyoloji, tarih, siyaset bilimi, hukuk ve psikoloji
alanlarındaki eserlere ihtiyaç duyulmaktadır.
İlgileriniz ve alakanız için kütüphaneden sorumlu infaz ve koruma
memuru olarak ve sorumlu öğretmenimiz olarak kurumumuz adına teşekkür
ederiz.
İnfaz ve Koruma Memuru Kurum Öğretmeni
Sefa BÜLBÜL Ahmet KAYGUSUZ
Adres: Metris 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü
Kütüphane Birimi Gaziosmanpaşa / 500 Evler – İSTANBUL
Telefon: 0212 538 50 56
Eposta: huseyin.seyrek@adalet.gov.tr
Web Site: www.metristcik.adalet.gov.tr
23 NİSAN Atatürk’ü Anma ve Çocuk Bayramı || Bu sene ikincisini hayata geçirmeye başlanan Türkiye’nin en büyük kollektif sosyal medya sorumluluk kampanyasıyla RSS Kitap olarak bu yıl da 23 Nisan’da hem o günün anlam ve önemini yaşatmak, hem de çocuklara yazma ve paylaşma sevgisini aşılamak için siteyi de çocuklara bırakıyoruz.
Yukarıdaki görseli 10 yaşında olan Batı Doğa Kaya RSS Kitap okuyucuları için hazırladı.
İçten dünyalarını bizlere sunduğu için Batı Doğa Kaya ‘ya ve UNICEF, Tohum Otizm Vakfı, İstanbul Mimar Sinan Okulları ve tüm dünya çocuklarına kucak dolusu sevgiler! ((:
“Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”
Mustafa Kemal Atatürk
Perşembe, Temmuz 28, 2011
1 Yorum