A A
RSS

Arşiv | Sayın Günlük

2. Yıl

Cumartesi, Mart 20, 2010

24 Yorum

RSS Kitap 2 Yaşında!

Okumak benim için bir aşk! RSS Kitap ‘ın da bu nedenle hayatımda çok özel bir yeri var. Reyting kaygısı olmadan, içtenlikle, kaliteli ve seviyeli sürdürdüğüm içerik üretiminin gururuyla mutlu anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. RSS Kitap 2 Yaşında!

Ödüllü Yarışma

Site takipçileri için geçen sene olduğu gibi bu sene de ödüllü bir yarışma düzenliyorum. Aşağıdaki sorunun doğru yanıtını yorumlayan bir kişiye çam sakızı çoban armağanı hediyemiz olacak. Eğer sponsor teklifi alırsak hediye alacak kişi sayısını veya hediyeleri de arttıracağız. Önemli not: Adınızı ve soyadınızı kesinlikte eksiksiz girmelisiniz, yoksa yorumunuz yarışmaya dahil edilmez.

Ödüller

  • Çekilişte birince gelen kişinin adresine istediği 1 belki 2 belki 3 kitap teslim edilecek.
  • 5 kişiye put.io davetiyesi verilecek.
  • Birinci isterse RSSKitap ‘ta istediği konu hakkında denemesi yayınlanacak.

Yarışma Sorusu

  1. RSSKitap.com sitemizin yan menüsünde yer alan ‘Derkenar’ bölümünde her sayfa değiştirildiğinde sistemden rastgele bir söz yayınlanır. Bu sözlerden site sahibinin söylediği hangisidir?

Sonuçlar

Sonuç 1 Nisan 2010 Perşembe açıklanacaktır.

Umarım güzel bir etkinlik olur. Saygı ve sevgilerimle.

Doğan Cüceloğlu Semineri

Cumartesi, Ocak 23, 2010

1 Yorum

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen seminerde, ünlü yazar Doğan Cüceloğlu, “İnsan İnsana Bir Gelecek İçin İletişim, Aile ve Başarı” konusunda bilgiler verdi, deneyimlerini paylaştı. Bursa halkına yönelik olarak Özel Final Okulları işbirliğiyle düzenlediği seminer, Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Kendisinin daha önce çeşitli yazılarını okumuştum, öğrencisi olduğum dershanemin de kurumsal danışmanı olduğundan rahatlıkla haberim oldu ve ben de bu seminere katıldım. Genel anlamda Amerika ‘dan tabansız bir şekilde övgüyle bahsedilmesi ve bunun bir çok defa tekrarlanması seminerin kötü yönüydü. Doğan Cüceloğlu’nun Amerika’da yaşamış olmasının etkisi olabilir fakat bunun da yaklaşık 15 yıl kadar önce olduğunu düşününce bu etkiden çok kabullenişin tesiridir diye düşünüyorum.

Doğan Cüceloğlu hakkında görüşlerim sahne arkasında kendisiyle tanıştıktan sonra yerine tam anlamıyla oturdu. Sorularını sormak için değil merak ettiğinden ve sahnedeki tavırlarının halka hitaben olduğunu çeşitli sempati toplayan oyunların bir profesyonel ruh hali olduğunu, aslında daha içten biri olduğunu düşündüm. Evet, sahnedeyken tüm izleyicilere ilkokul çocuğu gibi ‘cık cık cık’ lattırmıştı ve bir yerden sonra sürekli seyircilerin ‘cık’laması beni rahatsız etmişti fakat bunun da bir nevi bağ olduğunu düşünmemiştim.

Sahnede yanlış olan şeylerin doğrularını anlatmaya pek vakit bulamamıştı, bunu da bir eksik kabul edebiliriz. Mesela aile bireylerimize vakit ayırmamız gerektiğini bir çok vakit ayırmayanların düştüğü halle örneklendirdi fakat mükemmel olarak nitelendirebileceğim bir aile tablosu çizmedi, bu üstü kapalı bir eksikti. Çünkü vardığımız noktanın farkında olmamız gerekir. Benim düşündüğüm içtenliğini yakalyabilmek için sahnede olduğu kadar sahne arkasındaki kişiliğini de yakalayabilmenizdir. Sahnede halka hitaben gündelik bilgileri veren Doğan Cüceloğlu, sahne arkasında size ayıracağı birkaç dakikada sizin dünyanıza adım atarak en ummadığınız noktaları yakalıyor ve anlattıkları hayatınızda kullanabileceğiniz ayrıntılar katıyor size.

Şunu söylemeliyim ki karşımdaki kişinin bana nasitlar verebilecek bir düzeyde olmasını olup olmadığını yokladım her kelimesinde, cümlesinde. Belki de kişisel bir saldırıydı bu. Kendimi cepheleyerek konuşmasını dinledim ve belki de her cümlesinin altında bir şey aradım. Ama zaman geçtikçe gözündeki gülümsemeyi ve içtenliği gördükçe ruh halim yumuşadı. Söylediklerinden ne kazanabilirim demeye başladım ve benim için ciddi anlamda kazançlı bir buluşma oldu. Kendisini daha da yakından tanımak için elimden geleni yapacağım. Umarım siz de tanışma fırsatı bulursunuz.

Doğan Cüceloğlu kimdir?

İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra ABD’de Illinois Üniversitesi’nde Bilişsel Psikoloji (algılama, düşünme, iletişim) alanında doktorasını yapan Doğan Cüceloğlu, daha sonra Türkiye’de İstanbul Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yaparak, Fulbright bursuyla bir yıl süreyle Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. 1980 – 1996 yılları arasında ABD Kaliforniya Eyalet Üniversitesi, Fullerton’da görev yapan Cüceloğlu’nun kırkı aşkın Türkçe ve İngilizce bilimsel makalesi yayınlanmıştır. 1996 yılından bu yana Türkiye’de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, ana babalara ve iş adamlarına yönelik seminerler ve konferanslar vermeye, televizyon programları yapmaya ağırlık vermiştir. Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını bilimsel psikoloji kavramları içinde inceleyen on üç kitabı yayınlanmıştır.

Troya

Cuma, Ocak 1, 2010

Yorum Yok

Geçtiğimiz günlerde Anadolu Ateşi’nin son gösterisi olan Troya’nın dünya turnesine çıkmadan önceki son gösterisindeydim. Gösteriden bahsetmeden önce kısaca sizlere Anadolu Ateşi’nden bahsedeyim. Anadolu Ateşi, Mustafa Erdoğan’ın sanat yönetmenliğindeki Türk dans topluluğudur. Siz onları Anadolu Ateşi (Fire Of Anatolia), Dansın Sultanları (Sultans of the Dans) olarak duymuş olmalısınız. Şunu söylemeliyim ki sahnedeki performanslarını gördükten sonra aldığınız zevki karşılaştıracak bir öge bulamıyorsunuz. Karadeniz oyunuyla dünyanın en hızlı dans eden grubu olarak Guiness Rekorlar Kitabına giren ekibe odaklanınca yaptıklarının kültürlerinden kopmayan idealist dansçıların içtenliğiyle oluşan şeyler olduğunu görüyoruz.

Son gösterileri olan Troya’ya gelirsek, Anadolu’nun bağrından kopan ve Homeros tarafından yazdılığı sanılan efsaneyi dansın diliyle bizlere anlatıyorlar. Televizyondaki veya internetteki fragmanlarından dolayı büyük bir beklentiyle gittim ve biraz da aklımda gösterinin en iyi sahneleri fragmandakilerlerdir, şimdi basit bir gösteri çıkabilir karşıma şeklinde düşünceler vardı. Bizlere verdikleri gösteri açıklamasının ardından ışıklar söndü ve daha gösteri başlayalı dakika olmadan isteyebileceğim her şeyi gördüm. İnanılmaz bir ritim yakalayarak alkışlamaktan ellerim kızarmış halde ilk perde kapandı. İkinci perdeye geçerken aldıkları ücretin ilk perdeye ait olduğunu, ikinci perde ücretinin de 10 katı olduğunu söyleseler eminim ki kimsenin itirazı olmaz, hatta herkes mantıklı derdi. Daha önce sahnede görmediğim teknolojinin sınırlarını zorlayan kimi zaman da doğa üstü diyebileceğim şekilde tekrarlanan şeyler gördüm. Hatta bir sahnede arkamdan Matrix’de bile böyle sahne yok dedikleri duydum. Ve bunları öyle güzel sundular ki, öyle iyi çalışmışlar ki nasıl tarif edeyim bilemiyorum.

Troya 120 dansçıyla, 80 kişilik bir orkestranın çaldığı Yücel Erdem’in müziklerinin yanına dünyaca ünlü 3 virtüözün ve birçok profesörün, yetkilinin, sanatçının desteğiyle karşımıza çıkıyor. Öğrendiğim kadarıyla 250 kişilik danscı ekibiyle gösteri aynı anda iki farklı ülkede de sahnelenebiliyormuş. 4 milyon avroluk bir maliyetin söz konusu olduğu bu muazzam gösteride şöyle dönüp baktığımda neredeyse sahnedeki her kişiye bir izleyen düşüyor.

Kendilerine rakip olarak yine kendilerinin gösterisi olan Anadolu Ateşi’ni alan ekibin verdiği emeği hayal edemiyorum. Çünkü sürekli bir adım atmak, Troya’nın Anadolu Ateşi’nin gölgesinde kalmamasını sağlamak için gerek gezilerle, gerek tarih dersleriyle Troya’yı Troya’lı olarak hissedebilmek ve aktarabilmek adına gereken tüm çaba gösterilmiş. Barışçı bir Troya mesajı ortaya koyulan gösteriyle birkaç kasandra denemesinin dışında Türkiye’de ortaya koyulan ilk eser ki dünya da İzmir’li Homeros ‘un İlyada ve Odessa eserlerinden edinilen bilgilerlerin ağır yükünden dolayı Troya’yı işleyen toplam eser sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Bu kadar ciddi bir yükü omuzlayan ve Türk’ün adını yıldızlara bir kez daha taşıyan ekibe nasıl teşekkür etsem azdır. Troya’nın 3188. yılında 8 metrelik bir Troya atını da sahneye çıkaran gösteri aslında 2 versiyon olarak yazılmış. Antik mekanında Çanakkalede dev bir platformda gerçek atlarla sahnelenmesi düşünülen gösterinin diğer versiyonun da Mısır piramitlerinin önünde Anadolu Ateşi’ni oynayabilmeleri gibi hayalden öte bir düşünce olduğunu bilmek gerekiyor.

2019

Çarşamba, Kasım 25, 2009

2 Yorum

2019

Ortaoyuncuların yeni oyunu bilimsiz kurgusal güldürü olan 2019 ‘un Bursa gösterimindeydim dün gece. “Yıl 2019, ben hiç yaşlanmamışım.” diyerek başlıyor usta Ferhan Şensoy! Süleyman Demirel’in hayatta, Deniz Baykal’ın da halen muhalefette olduğu yıllar. Mustafa Kemal’in üzerinde puşide-i siyah, Mustafa ve Kemal başrolde, karamsar bir dünya karşımızda. Emre Kongar’ın adında Ergenekon’un tüm harflerini içerdiğinden içeri alındığı, yobazların hakim olduğu terörlü bir dünya!

Günümüzün karmaşık siyasi durumuna bir Ferhan Şensoy bakış açısı desem tam yerinde olur. Bu korkusuzca sert oyununun karşımızda olması eğer halk, sen, sönük ve suskun yaşamaya devam edeceksen olacaklar işte bunlar demek.

Benim bakış açımla oyunda aşırı bir ayrım yapıldığı yönünde. Ustanın her eseri gibi zeki pırıltıları ile dolu olsa da Atatürkçülük ile Müslümanlık arasında keskin bir hat çekilmiş durumda. Amacı Atatürkçülük ile Yobazlık arasındaki noktayı göstermek ama bu tiyatroda Atatürkçü ve dinini tam anlamıyla yaşayan bir kişinin de olmasını beklerdim.

Ustayı canlı performans olarak ilk defa izlemenin büyük heyecanını tattım. Karşılıklı atışmaların olduğu sahnelerde temponun çok düşmesi hatta sıkıcı bir hal alması beklemediğim bir şeydi ama ara ara dev ekranın inerek müs tv reklamları ve haberleri yayınlaması gerçekten mükemmeldi. Tüm salonu kahkahadan kırıp geçiren hacı pokemonun yanında dramatik anlar da bolca vardı.

Sisli bir Bursa akşamında Ferhan Şensoy’un gülümsemesini görebilmek için salonu dolduran izleyicilerin istediklerini aldıklarına inanıyorum. Ferhan Şensoy‘un yazdığı bu oyunun kapanışı gerçekten çok anlamlı. “Bir şiir gibidir din / Yobazlıklar (sapıklıklar) içermez.”

NOT: Bu yazı ‘Tevatür‘ adlı dergide yayınlanmak üzere yazılmaktadır. Karşınızda olan doğal halidir. Dergiye makyajlanmış olarak çıkabileceği gibi hiç çıkamayabilir de.

Oktay Sinanoğlu – Malatya

Cumartesi, Nisan 18, 2009

1 Yorum

Türk kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu , Malatya’da Kitap Dünyası’nın açılışını yaptı ve imza günü düzenlendi. Kendisinin başta ülkemiz olmak üzere dünya üzerindeki değerini sizlere anlatma gereği duymuyorum. Eğer hakkında yeterli bilgiye sahip değilseniz gugıl amcaya(*) sorabilirsiniz.

Organizasyona sürekli burnumu sokmam dolayısıyla güne özel poster ve kitap ayracı tasarlamıştık, bu güzel güne katkıda bulunmak için elimizden geleni yapmıştık. Tam olarak istediğimiz sonuçlara ulaşamasak da güzel bir gün geçirdik. Alt katı kitapçı, üst katı da rahat koltuklarla döşenmiş bir ortam olan Kitap Dünyası , biz kitap severler için güzel bir hizmet. Malatya’ya yolunuz düşerse rahat rahat soluk alabileceğiniz bir kültür merkezi olacağını düşünüyorum.

Değerli hocamızın sağlığının yerinde olduğunu, espiritüel ve gerçekten de içten olduğunu hissettim. Daha fazla sohbet edebilme imkanımız olmasını isterdim. Çünkü merak ettiğim bazı şeyler vardı. Bu güzel organizasyonu yaparak bizlerle değerli hocamızı buluşturan Kitap Dünyası’na teşekkürlerimi sunuyorum.

17 Nisan 2009 tarihinde düzenlenen bu organizasyona dair görsellere aşağıdan erişebilirsiniz.


(daha fazla…)

Sayfa 1 - 212
Derkenar
“İnsan öldüğünde uzunca bir süre için ölür.”

Leon Bloy
RSS Kitap'a Destek Olun

Birlikte bir adım daha atabilmek için canımıza can katın, Destek Olun!
Şu An Ne Yapıyor?
    Eleştirmek üzere;
  • Cumhuriyet & Türk Mucizesi - Turgut Özakman
  • Okuyor;
  • Limon Ağacı - Sandy Tolan
  • Okuyacak;
  • Faust - Johann Wolfgang Goethe
  • Takipte;
  • K (Haftalık)
  • Penguen (Haftalık)
  • Uykusuz (Haftalık)
  • NTV Tarih (Aylık)
  • CNBC-e (Aylık)
  • İzdiham (Mevsimlik)
İlgi Duyduğum Kitaplar
  • Darağacı / Dünki Türkiye Dizisi - Mustafa Necati Sepetçioğlu
  • Efrasiyab'ın Hikayeleri - İhsan Oktay Anar
  • Kitab-ül Hiyel - İhsan Oktay Anar
  • Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
  • Kadından Kentler - Murathan Mungan
  • Monte Kristo - Alexandre Dumas
  • Nietzsche Ağladığında - İrvin D. Yalom
  • Notre Dame'in Kamburu - Victor Hugo
Lütfen önerilerinizi benimle paylaşınız.(İletişim)
Sponsor

Twitter

Twitter - Beni takip etmek için tıklayınız.

    Bilgilendirme

    Site kısa bilgilendirme ikonu
      Sitemiz Rıza Selçuk SAYDAM 'ın okuduğu kitapları günler, aylar ve hatta yıllar geçse de ileride dönüp bakabileceği, kendi üslübundaki değişimleri farkedebileceği, fikirlerindeki, bakış açılarındaki genişlemeleri kayda alabileceği bir blogdur. Mevcut hali ihtiyaç nedeniyle yapılan değişikliklerle oluşmuştur. Sıkılmayın, okuyun ve lütfen yorumlayın.