
RSS Kitap 3 4 Yaşında!
1. ve 2. yıllarımızın yanında artık 3. yılımız da geride kaldı. RSS Kitap‘ın 3. yılında geride hatırlanmaya değer, hatırlanmayı hakeden şeyler vardı. Selamlar olsun tüm dostlara.
sen demiştin okumak
ben ise yazmak derken
ben okudum ben yazdım
anladım ki yalnızdım
Anadolu Ateşi’nin Ankara’da ‘Troya‘ adlı gösterisini izlemiştim. Daha önce kurgulanmış ve gruba adını veren ‘Anadolu Ateşi’ adlı gösterilerinin yenilenmiş versiyonu olan Evolition (Yenileme & Evrim) ‘ı da Bursa’da izledim. Bu yazımı iki bölüme ayırmak istiyorum; Sahnede olanlar ve sahne dışında olanlar.
(Sahnede olanlar) Öncelikle bu gösterilerinde dikkatimi çeken seyirci ile etkileşimleriydi. Kimi yerlerde seyirciyi eşlik etmeye davet etmeleri ve etkileşim üzerine sahnelerin bulunması gerçekten çok hoşuma gitti. Alkışlanmak konusunda da çok farklı ve şirin bir yaklaşımları var. Siz alkışladıkça onların çoşkusu yükseliyor ve akabinde alkışında artması şeklinde bir döngü olarak çok ama çok farklı bir güzellik yakalamışlar. Gösterinin en ünlü kısmı dünya rekoru kırdıklarını Horon bölümü olarak , ayrıca Mevlevi’ler kısmı ve ortadaki kişinin bayan olması, modern bir tema ile klasik birlikte olarak Anadolu ‘nun bir çok dans figürünü aynı anda yansıtmaları Horon’un yerini alabilecek güzelikte. Olumsuz olarak eleştirebileceğim şey de davullu gösterilerinin başlangıç kısmında oldukça karışık (gösteriye özgü bir ritim bozukluğu,detone oldu sanıyorum) olmasıydı. Gösterinin dans sanatından müzikale doğru gitmesi ve bu müziğin de hoperlörlerle değil de dansçılarla oluşturulması çok önemli. Troya’daki kadar teknolojik imkanlar ve figür çeşitliliği olmasa da ben oldukça zevk aldım.
(Sahne dışında olanlar)Gösteri fiyatını normal buluyorum, gerek gösteri bittiğinde verdiği tatmin duygusu, kostümler, karakter çokluğu, organize olmuş bir çok şey ile hakediyorlar. İlk olarak Biletix’e sözüm olacak. 50 TL ‘lik bilet için toplam 10 TL extra ücret alan Biletix’i her ne kadar kültüre açılan kapı olarak görseler de kendilerini tam tersi olmakla itham ediyorum. Gösteriye ilerleyen günlerde katılacak olanlara önerim biletlerini Biletix’den değil de alternatif gişeden, normal fiyatlarıyla almaları. Biletler genelde kategoriler halinde oluyorlar. Mümkünse 1. kategoriden almayın. Yakınlaştıkça fiyat artsa da eğer gösteriyi 2. defa izlemeye gitmiyorsanız sahnede bir bütün olan topluluğu izlemek için sürekli başınızı bir sağa bir sola döndürmek de istemezseniz, yani orta bölümlerlerden yer alın, hem uygun, hem mantıklı bir seçim olur. Gideceğiniz sahneyi daha önce ziyaret edin. Açık Hava Tiyatrosu gibi koltukları berbat bir plastikten yer ise üstüne oturabileceğiniz yumuşak bir şey, sizi gerektiğinde ısıtacak kalın bir hırka ve ola ki yağmur yağar diye kapşon alın. Sakın ola Bursa halkı gibi gösteri sırasında çekirdek yemeyin, geçilmez şeritleriyle dolu prodiksiyon aletinin önünden kestirme diyerek kendinizi zeki sanarak geçmeyin, Bursa Osmangazi Belediye’sinin yetkililerinin kültürsüz olmasının bir ürünü olarak organizasyon yerine simitçi, çaycı, patlamış mısırcı, çekirdekçi ve yanıp sönün boynuzlu oyuncakcı gibi bilimum şey sokulmuş olsa da öncelikle kendinize, sahnedeki güzelim insanlara ve çevrenizdeki insanlara olan saygınızdan ötürü kendinize hakim olun, akıllıca karar verin ve çocuğunusa hakim olun, almayın. Hatta satan şahısları şikayet edin. Telefonlarınızı kapatın, açık unuttuysanız çalar çalmaz kapatın, açıp konuşmayın, kalkıp konuşmayın, kalkıp gezerek konuşmayın, ve kalkıp gezerken prediksüyon cihazının önünden geçip sahneye gölgenizi yansıtmayın.
Biliyorum, neden bunları yazdığımı merak ediyorsunuz, hatta yadırgıyorsunuzdur da. Özetle Bursa halkı sahnedeki gösteriyi haketmiyordu, haketmediği kadar da kirletiyordu. Osmangazi Belediye’si de her yere kendi amblemini asmış olsa da bunun en büyük sorumlusudur. Yukarıda belirttiğim tüm yapmayın durumları gözlerimin önünde yaşandı.
Sahnede tüm bunlara rağmen gülümseyerek kusursuz gösteri sunan Anadolu Ateşi’ne terkar teşekkürler.

RSS Kitap 23 Yaşında!
Okumak benim için bir aşk! RSS Kitap ‘ın da bu nedenle hayatımda çok özel bir yeri var. Reyting kaygısı olmadan, içtenlikle, kaliteli ve seviyeli sürdürdüğüm içerik üretiminin gururuyla mutlu anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. RSS Kitap 2 Yaşında!
Ödüllü Yarışma
Site takipçileri için geçen sene olduğu gibi bu sene de ödüllü bir yarışma düzenliyorum. Aşağıdaki sorunun doğru yanıtını yorumlayan bir kişiye çam sakızı çoban armağanı hediyemiz olacak. Eğer sponsor teklifi alırsak hediye alacak kişi sayısını veya hediyeleri de arttıracağız. Önemli not: Adınızı ve soyadınızı kesinlikte eksiksiz girmelisiniz, yoksa yorumunuz yarışmaya dahil edilmez.
Ödüller
- Çekilişte birince gelen kişinin adresine istediği 1 belki 2 belki 3 kitap teslim edilecek.
- 5 kişiye put.io davetiyesi verilecek.
- Birinci isterse RSSKitap ‘ta istediği konu hakkında denemesi yayınlanacak.
- EK: 3 Kişiye Limango 10 TL ‘lik Limango alışveriş kuponu verilecek.
Yarışma Sorusu
RSSKitap.com sitemizin yan menüsünde yer alan ‘Derkenar’ bölümünde her sayfa değiştirildiğinde sistemden rastgele bir söz yayınlanır. Bu sözlerden site sahibinin söylediği hangisidir? Yarışma bitti.
Sonuçlar
Soruyu doğru cevaplayanlar arasından yapılan çekilişle kazananları ve yedekleri belirledik. İşte;
- Yudum Öztürk { 3 Adet Kitap + Put.io davetiyesi }
- Can Topcu { Put.io davetiyesi }
- Yunus Selim { Put.io davetiyesi }
- Emel Canan { Put.io davetiyesi }
- Bülent Sakarya { Put.io davetiyesi }
- Gizem IŞIKLI { 30 TL Limango çeki }
Yedekler;
- Yunus Yalçınkaya
- Ahmet Giray BATITÜRK
- Burak Üçüncü
Kazanan arkadaşları tebrik ederim, kendileriyle yakın zamanda iletişime geçeceğim. Saygı ve sevgilerimle.
Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen seminerde, ünlü yazar Doğan Cüceloğlu, “İnsan İnsana Bir Gelecek İçin İletişim, Aile ve Başarı” konusunda bilgiler verdi, deneyimlerini paylaştı. Bursa halkına yönelik olarak Özel Final Okulları işbirliğiyle düzenlediği seminer, Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Kendisinin daha önce çeşitli yazılarını okumuştum, öğrencisi olduğum dershanemin de kurumsal danışmanı olduğundan rahatlıkla haberim oldu ve ben de bu seminere katıldım. Genel anlamda Amerika ‘dan tabansız bir şekilde övgüyle bahsedilmesi ve bunun bir çok defa tekrarlanması seminerin kötü yönüydü. Doğan Cüceloğlu’nun Amerika’da yaşamış olmasının etkisi olabilir fakat bunun da yaklaşık 15 yıl kadar önce olduğunu düşününce bu etkiden çok kabullenişin tesiridir diye düşünüyorum.
Doğan Cüceloğlu hakkında görüşlerim sahne arkasında kendisiyle tanıştıktan sonra yerine tam anlamıyla oturdu. Sorularını sormak için değil merak ettiğinden ve sahnedeki tavırlarının halka hitaben olduğunu çeşitli sempati toplayan oyunların bir profesyonel ruh hali olduğunu, aslında daha içten biri olduğunu düşündüm. Evet, sahnedeyken tüm izleyicilere ilkokul çocuğu gibi ‘cık cık cık’ lattırmıştı ve bir yerden sonra sürekli seyircilerin ‘cık’laması beni rahatsız etmişti fakat bunun da bir nevi bağ olduğunu düşünmemiştim.
Sahnede yanlış olan şeylerin doğrularını anlatmaya pek vakit bulamamıştı, bunu da bir eksik kabul edebiliriz. Mesela aile bireylerimize vakit ayırmamız gerektiğini bir çok vakit ayırmayanların düştüğü halle örneklendirdi fakat mükemmel olarak nitelendirebileceğim bir aile tablosu çizmedi, bu üstü kapalı bir eksikti. Çünkü vardığımız noktanın farkında olmamız gerekir. Benim düşündüğüm içtenliğini yakalyabilmek için sahnede olduğu kadar sahne arkasındaki kişiliğini de yakalayabilmenizdir. Sahnede halka hitaben gündelik bilgileri veren Doğan Cüceloğlu, sahne arkasında size ayıracağı birkaç dakikada sizin dünyanıza adım atarak en ummadığınız noktaları yakalıyor ve anlattıkları hayatınızda kullanabileceğiniz ayrıntılar katıyor size.
Şunu söylemeliyim ki karşımdaki kişinin bana nasitlar verebilecek bir düzeyde olmasını olup olmadığını yokladım her kelimesinde, cümlesinde. Belki de kişisel bir saldırıydı bu. Kendimi cepheleyerek konuşmasını dinledim ve belki de her cümlesinin altında bir şey aradım. Ama zaman geçtikçe gözündeki gülümsemeyi ve içtenliği gördükçe ruh halim yumuşadı. Söylediklerinden ne kazanabilirim demeye başladım ve benim için ciddi anlamda kazançlı bir buluşma oldu. Kendisini daha da yakından tanımak için elimden geleni yapacağım. Umarım siz de tanışma fırsatı bulursunuz.
Doğan Cüceloğlu kimdir?
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra ABD’de Illinois Üniversitesi’nde Bilişsel Psikoloji (algılama, düşünme, iletişim) alanında doktorasını yapan Doğan Cüceloğlu, daha sonra Türkiye’de İstanbul Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yaparak, Fulbright bursuyla bir yıl süreyle Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. 1980 – 1996 yılları arasında ABD Kaliforniya Eyalet Üniversitesi, Fullerton’da görev yapan Cüceloğlu’nun kırkı aşkın Türkçe ve İngilizce bilimsel makalesi yayınlanmıştır. 1996 yılından bu yana Türkiye’de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, ana babalara ve iş adamlarına yönelik seminerler ve konferanslar vermeye, televizyon programları yapmaya ağırlık vermiştir. Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını bilimsel psikoloji kavramları içinde inceleyen on üç kitabı yayınlanmıştır.
Geçtiğimiz günlerde Anadolu Ateşi’nin son gösterisi olan Troya’nın dünya turnesine çıkmadan önceki son gösterisindeydim. Gösteriden bahsetmeden önce kısaca sizlere Anadolu Ateşi’nden bahsedeyim. Anadolu Ateşi, Mustafa Erdoğan’ın sanat yönetmenliğindeki Türk dans topluluğudur. Siz onları Anadolu Ateşi (Fire Of Anatolia), Dansın Sultanları (Sultans of the Dans) olarak duymuş olmalısınız. Şunu söylemeliyim ki sahnedeki performanslarını gördükten sonra aldığınız zevki karşılaştıracak bir öge bulamıyorsunuz. Karadeniz oyunuyla dünyanın en hızlı dans eden grubu olarak Guiness Rekorlar Kitabına giren ekibe odaklanınca yaptıklarının kültürlerinden kopmayan idealist dansçıların içtenliğiyle oluşan şeyler olduğunu görüyoruz.
Son gösterileri olan Troya’ya gelirsek, Anadolu’nun bağrından kopan ve Homeros tarafından yazdılığı sanılan efsaneyi dansın diliyle bizlere anlatıyorlar. Televizyondaki veya internetteki fragmanlarından dolayı büyük bir beklentiyle gittim ve biraz da aklımda gösterinin en iyi sahneleri fragmandakilerlerdir, şimdi basit bir gösteri çıkabilir karşıma şeklinde düşünceler vardı. Bizlere verdikleri gösteri açıklamasının ardından ışıklar söndü ve daha gösteri başlayalı dakika olmadan isteyebileceğim her şeyi gördüm. İnanılmaz bir ritim yakalayarak alkışlamaktan ellerim kızarmış halde ilk perde kapandı. İkinci perdeye geçerken aldıkları ücretin ilk perdeye ait olduğunu, ikinci perde ücretinin de 10 katı olduğunu söyleseler eminim ki kimsenin itirazı olmaz, hatta herkes mantıklı derdi. Daha önce sahnede görmediğim teknolojinin sınırlarını zorlayan kimi zaman da doğa üstü diyebileceğim şekilde tekrarlanan şeyler gördüm. Hatta bir sahnede arkamdan Matrix’de bile böyle sahne yok dedikleri duydum. Ve bunları öyle güzel sundular ki, öyle iyi çalışmışlar ki nasıl tarif edeyim bilemiyorum.
Troya 120 dansçıyla, 80 kişilik bir orkestranın çaldığı Yücel Erdem’in müziklerinin yanına dünyaca ünlü 3 virtüözün ve birçok profesörün, yetkilinin, sanatçının desteğiyle karşımıza çıkıyor. Öğrendiğim kadarıyla 250 kişilik danscı ekibiyle gösteri aynı anda iki farklı ülkede de sahnelenebiliyormuş. 4 milyon avroluk bir maliyetin söz konusu olduğu bu muazzam gösteride şöyle dönüp baktığımda neredeyse sahnedeki her kişiye bir izleyen düşüyor.
Kendilerine rakip olarak yine kendilerinin gösterisi olan Anadolu Ateşi’ni alan ekibin verdiği emeği hayal edemiyorum. Çünkü sürekli bir adım atmak, Troya’nın Anadolu Ateşi’nin gölgesinde kalmamasını sağlamak için gerek gezilerle, gerek tarih dersleriyle Troya’yı Troya’lı olarak hissedebilmek ve aktarabilmek adına gereken tüm çaba gösterilmiş. Barışçı bir Troya mesajı ortaya koyulan gösteriyle birkaç kasandra denemesinin dışında Türkiye’de ortaya koyulan ilk eser ki dünya da İzmir’li Homeros ‘un İlyada ve Odessa eserlerinden edinilen bilgilerlerin ağır yükünden dolayı Troya’yı işleyen toplam eser sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Bu kadar ciddi bir yükü omuzlayan ve Türk’ün adını yıldızlara bir kez daha taşıyan ekibe nasıl teşekkür etsem azdır. Troya’nın 3188. yılında 8 metrelik bir Troya atını da sahneye çıkaran gösteri aslında 2 versiyon olarak yazılmış. Antik mekanında Çanakkalede dev bir platformda gerçek atlarla sahnelenmesi düşünülen gösterinin diğer versiyonun da Mısır piramitlerinin önünde Anadolu Ateşi’ni oynayabilmeleri gibi hayalden öte bir düşünce olduğunu bilmek gerekiyor.

Ortaoyuncuların yeni oyunu bilimsiz kurgusal güldürü olan 2019 ‘un Bursa gösterimindeydim dün gece. “Yıl 2019, ben hiç yaşlanmamışım.” diyerek başlıyor usta Ferhan Şensoy! Süleyman Demirel’in hayatta, Deniz Baykal’ın da halen muhalefette olduğu yıllar. Mustafa Kemal’in üzerinde puşide-i siyah, Mustafa ve Kemal başrolde, karamsar bir dünya karşımızda. Emre Kongar’ın adında Ergenekon’un tüm harflerini içerdiğinden içeri alındığı, yobazların hakim olduğu terörlü bir dünya!
Günümüzün karmaşık siyasi durumuna bir Ferhan Şensoy bakış açısı desem tam yerinde olur. Bu korkusuzca sert oyununun karşımızda olması eğer halk, sen, sönük ve suskun yaşamaya devam edeceksen olacaklar işte bunlar demek.
Benim bakış açımla oyunda aşırı bir ayrım yapıldığı yönünde. Ustanın her eseri gibi zeki pırıltıları ile dolu olsa da Atatürkçülük ile Müslümanlık arasında keskin bir hat çekilmiş durumda. Amacı Atatürkçülük ile Yobazlık arasındaki noktayı göstermek ama bu tiyatroda Atatürkçü ve dinini tam anlamıyla yaşayan bir kişinin de olmasını beklerdim.
Ustayı canlı performans olarak ilk defa izlemenin büyük heyecanını tattım. Karşılıklı atışmaların olduğu sahnelerde temponun çok düşmesi hatta sıkıcı bir hal alması beklemediğim bir şeydi ama ara ara dev ekranın inerek müs tv reklamları ve haberleri yayınlaması gerçekten mükemmeldi. Tüm salonu kahkahadan kırıp geçiren hacı pokemonun yanında dramatik anlar da bolca vardı.
Sisli bir Bursa akşamında Ferhan Şensoy’un gülümsemesini görebilmek için salonu dolduran izleyicilerin istediklerini aldıklarına inanıyorum. Ferhan Şensoy‘un yazdığı bu oyunun kapanışı gerçekten çok anlamlı. “Bir şiir gibidir din / Yobazlıklar (sapıklıklar) içermez.”
NOT: Bu yazı ‘Tevatür‘ adlı dergide yayınlanmak üzere yazılmaktadır. Karşınızda olan doğal halidir. Dergiye makyajlanmış olarak çıkabileceği gibi hiç çıkamayabilir de.
Çarşamba, Nisan 6, 2011
2 Yorum